BÖLÜM-42
Yazar: BÜŞRA

=== CANIM DEDİĞİM İLK VE SON KADIN "Uyuyor mu?" Demişti dönen pervanelerin çıkattığı sesin dışında çıt çıkmayan helikopterin içinden bir ses. Polat'ın uyandırmak istemiyor gibi dikkatli çıkan sesi pervane sesleri arasında zor duyulmuştu. "Uyuyor." Diye yanıtladı Zahir aynı onun gibi bir tonla. Bir süredir düzenle inip kalkan göğsümle aldığım düzenli nefesler ona uyuduğumu düşündürmüştü. Bilincim hafif bulanıktı. Bir süre önce cidden uyurken bedenimde hissettiğim sızılar yüzünden tekrar uyanmıştım. Uyumasam da gözlerim kapalıydı şimdiyse. Haraket etmek dahi istemezken hala aynı kucakta yatıyordum. Helikoptere ulaştığımız anlar yoktu zihnimde. Yüksek çıkan pervana sesleri kazanmaya başladığım bilincimden içeriye sızdığında olduğumuz yerin farkına varmıştım. Hissettiğim bedenin sıcaklığı bir an uzaklaşmamış gibiyken bedenimden, Zahir'in beni kucağından bırakmadan arkada oturduğunu anlamıştım. "Yaralı haliyle nasıl ellerinden kaçmış olabilir?" Polat'ın merakla dolu sesiyle bir an nefesim hızlandı. Kapalı tuttuğum gözlerime rağmen Zahir'in bu küçücük değişimi hissederek bakışlarının indiğini ve yüzümde dolandığını hissetmiştim. Nefesimi kontrol altına alarak tekrar bir düzene sokmaya çalıştığımda Zahir'in hafifçe verdiği huzursuz nefesi duymuştum. Uyanık olduğumu anlamamıştı. Bana karşı hiçbir şey söylememiş, elinin dokunuşunu hafifçe alnımda hissetmiştim. Ateşim olup olmadığına baktığını anladım. Belli ki kabus gördüğümü düşünmüştü kısa anda. Tekrar düzene giren nefeslerimin ardından bakışlarının yüzümden uzaklaştığını hissettim. Sorusunun ardından sessiz kalan Polat'a dönmüş olmalıydı. "Daha sonra Polat." Demişti sessizce. "Orada neler oldu, o evde neler yaşadı her şeyi öğreneceğiz ama daha sonra. Önce Kış tamamen iyileşecek." Zahir'in sözleri kalbimi hafifçe sıkıştırmaya yetti bu defa. Sorguya çekilmem için uzun bir zamanımın olmadığını biliyordum. Neler olduğu bana sorulacaktı. Göğsümdeki kurşunun kim tarafından neden çıkarıldığı hakkında ve bir başıma o yara ile nasıl kurtulduğum merak edilecekti. Benim saçma bahane ve yalanlarıma normal birileri inanabilirdi ama sözlerimin onlar için inandırıcı olması çok zordu. Yaşananları ve görüp öğrendiğim şeylerin üzerini ben tek başıma kapatabilir miydim emin değildim. Üzeri kapanan şeyleri Zahir eşelemekten vaz geçer miydi orası daha da endişe vericiydi. Zihnimi acı vererek ağrıtacak düşünceler yoğunca sırada beklerken şimdilik hiçbirine odaklanmamaya çalıştım. Belki de kısa süreceğini hissettiğim bu huzurun yalnızca tadını çıkarmak istedim. Tahmin edebiliyordum ki önümde hala zor ve gergin zamanlar olacaktı. Tek dileğim vardı sadece. Tüm zorluklara rağmen yanımda olmaya devam etmesiydi kucağına sığındığım bedenin. Çünkü biliyordum ki nasıl bir zorluk çıkarsa çıksın karşıma, Zahir benim elimden tutmaya devam ettikçe başa çıkabilirdim her şeyin üstesinden. Tek korkum vardı. Öğrendiğim şeylerin sevdiğim adam ile aramda acı verici bir boşluk oluşturmasıydı. Bundan ölümüne korkuyordum ama bunun olmasına izin vermezdim. Her şey çözülecekti. Çözülmek sorundaydı. Sessizleşen ortam ile pervane sesleri tekrar dolanmıştı zihnimin her kıvrımında. Düşüncelerle dağılan uyku kendini tekrar hissettirdiğinde karşı çıkmamıştım. * Hafif sarsıntılar ve göz kapaklarımın ardından içeriye sızan güçlü ışıklar ile araladım gözlerimi. Bakışlarımı karşılamış olan haraket halindeki beyaz floresanlarla kaplanmış tavandan indi bakışlarım ağırca. İki yanımda yürüyen önlüklü doktorlara bakmıştım anlamaz şekilde bir an sersemlik ile. Ameliyata falan mı alıyorlardı beni olmayan kurşun yüzünden?" "Zahir?" Demiştim istemsizce sadece onun ismi dökülürken dudaklarım. Endişeli bakışlarım onu görebilmek için etrafta gezinmişti. Yattığım sedyeyle bir odaya taşındığımda içerinin tamamen bir ameliyathaneye benzememesi hafifçe rahatlatsada beni, gözlerim tanıdık bir beden görmek için dolanmaktan vaz geçmedi etrafa. Hafifçe doğrulmak istediğimde yavaşça yatağa geri bastırılmıştım. "Haraket etmeyin lütfen. Kurşun yaranız olduğu…