BÖLÜM-40
Yazar: BÜŞRA

=== CANIMIN CANI Zahir'in bakışı "Benim yüzümden. Hepsi benim suçum. O gün nasıl geldiğini ben gördüm. Ruh halinin nasıl kötü olduğunun farkındaydım. Yalnız bırakmamalıydım Kış'ı işte! Yanında olsaydım böyle bir şey yapmasını engellerdim. Başına bunların gelmesine izin vermezdim." Kapalı gözlerim göz kapaklarımın ardından alev alev yanarken kulaklarıma ulaşan ağlamaklı sese daha fazla katlanamazken sertçe açtım gözlerimi. Alnımı yasladığım sert duvardan uzaklaşıp sert şekilde geriye döndüm ve odanın ortasına yürüdüm. "Sızlanmayı hepiniz hemen kesiyorsunuz! Daha fazla duymak istemiyorum! Şimdi sızlanmak için vaktimiz yok! Yapacağımız tek şey gidip Kış'ı bulmak, onu yuvasına getirmek! Anladınız mı beni! Hiçbirinizden tek kelime duymayacağım ona bir şey olmuş gibi!" Odanın içinde sert sesim yankılanırken herkesin bakışları korkarak kaçmıştı benim alevler saçan gözlerimden. Kış'a bir şey olmamıştı. Ona bir şey olmuş gibi davranmalarına izin vermeyecektim! Öfkeyle alıp verdiğim sinirli nefeslerle bakışlarım tekrar duvardaki ekrana çıktı. Durdurulmuş haldeki sahneye odakladım gözlerimi. Kış orada, yerde yatıyordu. Sadece bir kuşsundu. Tek kurşun onu kaybetmeme yetmezdi, yetemezdi. Kış güçlüydü. Bu hayatta görüp görebilceğim en güçlü kadındı. Tek başına bir orduya bedeldi. Bu kadar kolay pes etmezdi Kış. Aylar öncesinde onu timim için seçtiğimde kimse bilmiyordu ama heyecandan gözüme uyku girmemişti günlerce. İlk gördüğüm günden beri rüyalarıma giren, rüyalarımda parlayan kar tanesi benim timimde olacaktı. Aynı karargahın altında olacak, her gün görecektim onu. Benden emir alırken yüzüme, gözlerime bakacaktı ki omuzlarımızdaki rütbelere rağmen tek kelimesiyle emre gerek kalmadan dizlerimin üzerinde önüne çökeceğimi bilmiyordu kimse. Onun gelmesi gereken o ilk gün, onu alması için bizzat göndermiştim Deniz'i. Karargahdaki en iyi pilotu göndermiştim ki tüm gün gözlerim odamın canımdan gök yüzünü seyretmişti gelmelerini bekleyerek. Tüm gün sabırsız bekleyişin ardından odamın kapısı sertçe çalınmıştı. Giren asker bana olan biteni anlattığında Kış'ın başına bir şey geldiği düşüncesi o gün dahi kalbimi sıkıştırmıştı. Ona daha ulaşamadan kaybettiğim düşüncesi kısa sürede deli etmişti beni. Deniz'den haber almıştık. O iyiydi ancak Kış hakkında söyledikleri gözlerimi karartmıştı. Hızla çıkmıştık operasyona. O gün o harabeyi bulana dek tüm felaket senaryoları geçmişti zihnimden. Kış'a kavuşamadan kaybettiğimi o gün belki de kabullenmek üzereydim ancak o harabeye ulaştığımızda tüm düşüncelerim sertçe darmadağın edilmişti. O gün evden içeriye attığım adımla her yere saçılmış terörist cesetleri karşılamıştı bizi. O gün o harabenin içinde Kış'ı bulduğumuzda onu kurtarmaktan çok, onu yalnızca almaya gitmişiz gibi karşılamıştı bizi. O gün dikkatsizce selamlaşmak için bana uzattığı elleriyle göz göze geldiğim yüze zaten değilmişim gibi tekrar aşık olmuştum. Hiç kimseye hayran olmadığım kadar hayran olmuştum Kış'a bir kez daha. Kış bu hayatta benim için yaratılmıştı. Biliyordum, tıpkı benim de yalnızca onun için yaratıldığımı bildiğim gibi. Benim için Kış'tan öncesi yoktu. Ondan sonrası da asla olmayacaktı. Her zaman o anda olacaktık, birlikte olacaktık. Ekranda dolanan gözlerimi ne kadar kırparsam kırpayım görüntü değişmiyordu. Kış yerde yatıyordu. Karların arasında bir başınaydı. Dört saat yirmi altı dakika, sevdiğim kadının kanlar içinde kalışını, soğuk havadan dahi sakınıp korumak istediğim bedeninin karlara karışmasını izleyeli dört saat yirmi altı dakika olmuştu. Video tarafımıza ne zaman gönderilmişti tam olarak, ne zaman çekilmişti bilmiyordum bile. Tam olarak ne kadar süredir acı çekiyordu sevgilim, hayatımdaki en değerli şey, bilmiyordum işte. Onun bir yerlerde acı çektiğini bildikçe aldığım her nefese lanet ederken her saniye için bir ok delip geçiyordu kalbimi. Aldığı yarayı görmüştüm. Gözlerim her bir anı saniye saniye izlemişti. Kış yaralıydı sadece. Başka türlüsü mümkün değildi, olamazdı. Sevdiğim kadın hala nefes alıyor biliyordum. Ca…