BÖLÜM-4
Yazar: BÜŞRA

=== HADDİNİZ DEĞİL Bazen şehit olmayı düşünürdüm. Kalbim heyacanla çarpar ve coşku dolu bir arzuyla kıvranırdı içim. Daha onurlu bir şey gelmezdi aklıma çünkü. Geride bırakacağım kimsemin olmamasıydı belki de rahatlığımın sebebi. Arkamdan uzun süre göz yaşı dökecek kimse yoktu. Belki sadece askerlerden oluşan dostlarım üzülürdü bir süre. Akıllarında uzun yıllar kalır mıydım bilmiyorum ancak bir kişi bile "Kış Üsteğmen vardı bir zamanlar." dese yeterli olurdu sanırım. Kendi ölümüm hakkında bu kadar rahatken tek bir askerimin burnunun bile kanaması içimde sönmeyen bir alevi harlardı. Emrim altında olsun veya olmasın, tanımadığım bir askerin zarar görme düşüncesi bile uykularımı kaçırırdı. Hiçbir etkimin olmadığını bilsem bile vicdan azabıyla kavrulurdum. Adımlarım sabırsızca merdivenleri çıkarken içimi rahatlatmaya çalışıyordum. Yüzbaşı Deniz'in kaldığı odayı öğrenmişti. Yan yana merdivenleri çıkarken aklımda sadece Deniz vardı. Doğru kata ulaştığımızda koridorun ilerisinde görünen iki askeri fark ettim. Doğruca yanlarına ulaştığımızda beklemeden sormuştum. "Durumu nasıl?" Benim sesimle birlikte yüzleri bana döndü. İlk etapta benim kim olduğumu tanımadıkları için anlamsız bir bakış geçmişti suratlarından ancak hemen arkamda gördükleri Yüzbaşı Zahir'i tanımışlardı. Ağızlarını açmadan önce Yüzbaşı'na selam vermişlerdi. "Komutanım." "Durumu nasıl?" Yüzbaşı benim sorumu yinelemişti. "Sabaha karşı ameliyattan çıktı komutanım. Doktorlar durumunun endişe edilecek kadar kritik olmadığını söyledi." Sonunda cevap veren askerle derin, rahat bir nefes aldım. "Uyandı mı?" Tekrar sesimi duyduklarında bana döndüler. Kim olduğumu hala bilmiyorlardı. "Bir saat önce doktor kontrol için geldiğinde uyanmıştı. Doktor bir süre dinlenmesi gerektiğini söyledi." Rahatlamayı iliklerime kadar hissetmiştim sonunda. Allahıma şükürler olsundu, sapasağlam çıkmıştı ameliyattan. "Ziyaret edebilir miyiz? Doktor bu konuda bir şey dedi mi?" "Yorulmaması gerektiğini söyledi ama kısa bir süre görebilirsiniz. Sıkıntı çıkmayacağını söyledi doktor." Askerin cevabından sonra yanımdaki Yüzbaşı'nın varlığını unutup askerlerin arasından geçmiş ve kapıyı açmıştım. Yanımdaki Yüzbaşı sayesinde askerler içeri geçmeme ses çıkarmamışlardı. Odanın içine girdiğimde gözlerim hızla yatakta yatan bedene çevrildi. Hasta kıyafetleri içindeki Deniz'de dolanmıştı gözlerim hızla. Aynı anda içeriye birilerinin girdiğini duyan Deniz kapalı gözlerini aralamıştı. "Konutanım!" Beni gördüğü gibi yattığı yerden doğrulmaya çalıştığında hızla yatağının yanına yaklaştım. "Dur kalkma sakın. Ani hareket etme." Nazikçe omuzlarından bastırıp yatması için ittirdim ama kolunu kaldırıp elimi tutmuştu hafifçe. "Komutanım iyiyim ben bir şeyim yok. İzin verin doğrulayım biraz." Uzatmamayı seçip birazda olsa doğrulmasına yardım edip arkasındaki yastığı düzelttim. "Komutanım şükürler olsun ki iyisiniz. Sizi geride bıraktığımın için o kadar pişman oldum ki. Geride kalan ben olmalıydım affedin beni." Yüzüme bakan gözlerinden ve sesinden cidden ne kadar üzgün olduğunu görebilmiştim. Bu haline burukça gülümsemeden edemedim. "Sen yapman gerekeni yaptın Deniz. Senin sayende ikimizin de canı kurtuldu." Sözlerimin içine su serpmediğini anlamıştım yine de. "Asıl siz olmasaydınız halimiz ne olurdu kim bilir. İkimizinde hayatta olmasının sebebi sizin cesaretiniz komutanım. Size bir can borcum var." Kafamı onaylamazca sallarken gülümsedim. Ne dersem diyeyim ikna olmayacaktı. Yerinde olsam bende olmazdım ya. Anlıyordum onu. "Borcunu ödemeni bekleyeceğim o halde Deniz Teğmenim. Ama bunun için öncelikle hızlıca iyileşmen ve görevinin başına geçmen gerekiyor." Sözlerimin ardından hızla kafasını sallamıştı. "İzin verseler şimdi kalkarım komutanım iyiyim ben." "Yavaş ol aslan parçası." Odadaki varlığı hem benim hem de Deniz tarafından unutulan Yüzbaşı konuştuğunda istemsizce arkamı döndüm hızla. Deniz'de benim gibi sesten dolayı şaşkınca kafasını çevirdiğinde kapının yanına yaslanmış şekilde bizi izleyen Yüzbaşı'nı görmüştü. "…