BÖLÜM-39
Yazar: BÜŞRA

=== BU SIRRI TAŞIYABİLİR MİSİN KIŞ? Soğuktu. Üşüyor ve canım yanıyordu. Karanlık, çok karanlık. Bir süredir hissettiğim duyular yalnızca bu kadardı. Canım acıyor ve düzgünce dahi hissedemediğim vücudum soğuktan donmak üzereydi sanki. Sonsuz bir karanlık vardı. Sesler veya düşünceler yoktu bir süredir. Yalnız bir karanlığın içinde hapsolmuşken acı çekiyordum. Zihnimde düşünceler birleşemiyor, bir bütün oluşturamıyordu. Ölmek hakkında dahi net bir sonuca ulaşamamışken şehit olmanın böyle bir his olmadığından emindim sadece. Ölmüş olsaydım eğer çoktan, beni sonsuz karanlık yerine daha aydınlık yerlerin bekleyeceğini düşünüyordum en azından. "Sakın pes etme. Ölmeyeceksin." Karanlığın, hiçliğin arasından bir şey, bir ses sonunda algılarıma ulaşmayı başardığında aynı saniye oksijensiz kalan ciğerlerime bir nefes ulaştı. Kaynağının ben olduğumdan emin olamadığım titrek, kısık bir acı dolu inleme henüz ölmeyi dahi başaramadığımı duyurmuştu sanki. "Biraz dayan sadece, ölmene izin vermeyeceğim." Karanlığın arasına yavaşça grilikler karışmaya başladığı vakit, hissettiğim acının ardından konuşan sesi bu defa daha net hissettim. Sözcükler tamemen net değildi lakin sözlerin hedefinin ben olduğumu algılayabiliyordum. Acı hissinin mi yoksa dondurucu soğuk havanın mı sebebi olduğunu bilmediğim şekilde uyuşmuş olan bedenim hislerini yavaşça geri kazanmaya başlamıştı. Bir şekilde artık ıslak ve yumuşak olan karların arasında olmadığımı, sert bir zeminde yattığımı anlamıştım. Hala soğuk, bedenim buz gibiydi ama karlar artık yoktu. Bundan emindim. Bedenimde, özellikle üst gövdemde gezinen ellerin varlığını dahi hissetmeye başladığımda bilincim birkaç saniye ayılır gibi oldu. Göğsümde, acının en yakın olduğu noktada hissettiğim baskılar yüzünden yaşadığım acı giderek büyürken, acı bulanık zihnimi bir süreliğine netleştirmeyi başardı. Dünyanın tüm yükleri sanki ikisinin üzerindeymiş gibi ağır olan göz kapaklarımı aralamaya çalıştım birkaç kez. Her denemem aynı başarısızlıkla sonuçlanıyordu ne yazıkki. "Kendini zorlama. Kurşunu çıkartırken canın yanacak biraz." Konuşan kimdi bilmiyordum. Ses tonunu algılayacak kadar ayık değildi zihnim. Düşünebildiğim tek şey birilerinin bu kadar kolay ölmeme izin vermek istemeyişiydi. Gözlerimi aralamak için tüm gücümü kullanmaya çalıştım bir kez daha. Kirpik uçlarımın titrediğini hissederken nokta şeklinde ışıklar sonunda göz kapaklarımdan içeriye süzülebilmişti hafifçe. Göz kapaklarım hafifçe aralanırken tavan ve lamba olduğunu düşündüğüm ışık kaynağının önünde, üzerime eğilmiş bir karaltı vardı. Biraz daha aralamaya çalıştığım sırada göz kapaklarımı, gölge eğildiği göğsümden hafifçe doğrulmuş ve yüzünü hafifçe aralamayı başardığım gözlerime çevirmişti. "Zahir." Dedim fısıltı şeklinde. Yalnızca seçebildiğim parlak yeşillerden emin olurken dudaklarım yorgunluğun ardından kıvrılmıştı. Gözlerim bulanıkken yeşil gözler bana bakmıştı bir süre sanki. Fısıltılı sesimi duymuş olmalı ki anlık duraksamıştı. "Geleceğini biliyordum." Dedim aynı fısıltılı tonla. Canım acıyordu ancak artık bir önemi yoktu sanki. Bakmaya çalıştığım gözlerin sahibi bir süre sadece bana baktı. Cevap vermek yerine sonunda kafasını çevirdiği sırada göz kapaklarım yorgun düşüp anlık kapanmış ve ben onları tekrar açmıştım her şeyimi verip. Bulanık bedenin dokunuşlarını acı kaynağında hissetmiştim tekrar. Dudaklarımı tekrar aralamaya çalıştığım anda ise içimden bir şey yırtılıyormuşçasına ani bir acıyla vurmuştu. Şokla ağzımdan bir çığlık çıkarken gözlerim daha büyük açıldı kısa bir an. Aldığım kısık nefesler dahi bir süre kesilirken gözlerimden yaşlar akmıştı. Zihnim tüm o çabalarımla ulaştığım aydınlığı hızla tekrar karanlığa gömerken bu defa gücüm göz kapaklarımı açık tutmaya yetmedi. "İyi olacaksın Kış, seni buradan çıkaracağım." Duyduğum son kelimeler zihnimden geçmeyi tam başaramadı. Sözcükler uğuldamayla karanlığın içinde kaybolurken bilincim tüm çabamı boşa çıkarıp bana ihanet ederek kapanmaya başladı. Dudaklarımı aralayıp tek dayanağım olan i…