BÖLÜM-33
Yazar: BÜŞRA

=== SEVGİLİ? "Neden bu kadar gerginsin?" Dizimi sallamayı durduramazken Zahir'in sesiyle yakalanmış bir ifadeyle baktım yandan yüzüne. İçimdeki suçluluk duygusundan kurtulamıyordum. Zahir'in abisinin şehit olduğunu çok geç öğrenmiştim ve sonrasında da olan her şeyi çok yanlış anlamıştım. O zamanlar gördüklerim ve duyduklarımı nasıl daha farklı algılayabilirdim bilmiyorum ancak en büyük pişmanlığım ve utancım hayatta olmayan kişiyeydi. Zahir'in abisi, Zafer komutanın kardeşine ve nişanlısına karşı düşündüğüm şeyler yüzünden vicdan azabı çekiyordum. Çok anlamsız, saçmaydı hissettilerim bunun da bilincindeydim ama olmuyordu işte. Fazla düşünmek benim lanetimdi ve ben buna da alışmıştım. "Çok mu belli oluyor?" Salladığım dizlerimi sabitlemeye çalışırken yavaşça arabanın içinde yanımda oturan bedene çevirdim kafamı. "Belli olmasından ziyade, neden bu kadar endişelendiğini anlamaya çalışıyorum." Zahir sorunun ne olduğunu çözmeye çalışırcasına suratımı izliyordu yoldan gözlerini her çevirdiğinde. Sessizliğime bunca zaman alıştığını düşünsemde öyle değildi. Yan yana bu arabada olduğumuz çok fazla anın her defasında hep sessizdim. Zahir'in yanında çok fazla konuşkan olduğum söylenemezdi. Onun yanında susmak bile genelde gericiydi ancak Zahir sessizliğimle bile bir şeylerin yanlış olduğunu anlayabiliyordu. Sanırım ben dahi farkına varmadan o çoktan biliyormuş gibi bakıyordu yüzüme çoğu zaman. "Endişeli değilim." Dedim gözlerine bakarken. Hissettiğim şeye endişe diyemezdim tam olarak. "Sadece doğru mu yapıyorum emin değilim. Garip hissediyorum." "Rahatsız mı hissediyorsun?" Demişti hafif endişelenmeye başladığı sesiyle. "İstemiyorsan geri dönebiliriz Kış. Huzursuz hissediyorsan veya henüz kafandaki sorulara karşı verdiğim cevaplardan emin olamadıysan- "Hayır, hayır öyle değil!" Konuşup Zahir'in sözlerini hızlıca kestim. Sözleri, benim düşüncelerimi çok yanlış yorumlayarak istemeyeceğimiz bir yere gidiyordu. "Ben senden alabileceğim tüm cevapları çoktan aldım ve aldığım cevapların hiçbiri hakkında da aklımda şüphe yok." Kararlı bir sesle konuştum. Az önce onun konuşurken çoktan gözlerine yansıyan kırılmış ifadenin o farkında olmasa bile ben farkındaydım. Bana göstermemeye veya belli etmemeye çalışsa dahi bu konunun onun içinde ne kadar önemli olduğunu ben fark edebiliyordum. "Benim aklımı yoran tek şey kendi zihnimdeki cevaplar. Bunca zaman gerçekleri merak ettim ve geç de olsa sonunda gerçekleri senden öğrendim. Senin bana verdiğin cevaplar hakkında da zihnimde bir soru işareti yok. Sana güveniyorum çünkü." Sözlerim ciddiyetle çıkarken doğruca gözlerine bakıyordum. "Stresliyim çünkü bu... bu şeyin gerçekliğini giderek daha fazla hissediyorum. Sanki her şey daha da ciddileşecek Meryem ile tanıştığımda. Bilmiyorum onun karşısına seninle yan yana geçtiğimizde sanki biz, sanki rüya bitecek ve rüyanın gerçek olduğu zamana geçeceğiz." Nefeslenerek susarken bir an duraksadım. " Anlatamıyorum tam olarak değil mi?" Mahçup gözlerle bakmıştım. Zihnimden geçenleri daha ben anlayamazken Zahir'e anlatamazdım ki. "Anlatabiliyor musun bilmiyorum Kış ama ben seni, sen konuşmazken bile anlarım." Arabayı yavaşça park ettiğini fark ederken konuşmuştu. Direksiyondaki tek elini yavaşça indirdi ve dizimde öylece duran elimin üzerine koydu. Artık garip gelmediğini hissederken, bu kez inmemişti gözlerim ellerimize aşkınca. Sanırım artık cidden ellerimiz birbirine eşti. "Bu yüzden sadece neden korktuğunu söyle bana. Senin ağzından duymama izin ver ki bende tüm o korkularının yersiz olduğuna inandırayım seni." Günler geçtikçe yeşillere ve o zümrüt yeşillerin sahibine olan hayranlığım katlanarak artarken birkaç çift sözünün bile bu kadar etkili olması çok saçmaydı belki ama çok doğru hissettiriyordu. "Sadece..." Dedim nasıl kendimi açıklayacağımı kestiremezken hemen devam edemeyip. "Kalbimi, ne zaman birilerine açsam sonunda hep terkediliyor. Daha çok küçükken de öyle oldu, büyüdüğümde de. Çok saçma belki ama seninle ne kadar yakınlaşırsak korkum da içimde istemsi…