BÖLÜM-30
Yazar: BÜŞRA

=== SEN ATEŞSİN, BEN'SE KIŞ Ben bitti demeden bitmezdi. Hayat durmadan önüme canımı acıtacak yeni bir şey atmayı kendine hak görüyordu sanki ancak sürekli kanayan yaralar bir süre sonra elbet kalın kabuklar bağlardı. Benim yaralarım da artık eskisi kadar can acıtmayaya başlamıştı. Veya belkide sadece ben alışmıştım, alıştığımı düşünüyordum. Pes etme düşüncesi belki de yüzlerce an, yüzlerce sefer de aklımda dolanmış ama dudaklarıma hiç ulaşamamıştı o kelimeler. Bir savaşa girdiğimde, o şavaşın sonunda ya kazanmak vardı yada ölmek. Başka şans tanımazdı Kış kendine. Bu defa kazandığımdan emin olamadığım bir savaş vardı yine de. Kaybedersem eğer, ölecek olan bir şeyler vardı. Ben bunlardan deli gibi korkuyordum ve kazanmam gerektiği savaşın peşinde yürümeye and içiyordum her adımımda. Günlerdir hastane koridorlarında dolanmaktan yorulan adımlarım enerjikti bu defa. Gözlerimin her defasında değdiği soğuk hastane duvarlarının renkleri midemi bulandırmıyordu bu kez. Heyecanla dolanıyordu gözlerim hedefindeki odaya ne zaman varacağını kestirmeye çalışıp. Babamı geride bıraktığım için kan ağlıyordu yüreğim. Onu ilk bırakışım değildi. Uzak durmamın daha sağlıklı olduğunu bildiğimden hep geride bırakmak zorunda kalmıştım zaten. Ayrılmadan önceki tavırları, kızına şefkatle sarılan adamın nadir anlarındandı. Daha o anlarda biliyordum uzun sürmeyeceğini. Ya beni unutacaktı yada bana olan sevgisini. Babamın gözleri beni gördüğünde zihni de görmeye başlıyordu bazı şeyleri. Bu hastalığının bir çaresinin olmaması, hep böyle devam edecek olması da yüreğimdeki yangının asla sönmeyeceğini gösteriyordu. Babamı ayda, yılda bir görmeme izim veren ailesine sesimi çıkaramamam daha da acıtıyordu canımı. Kendi öz babamı benden sakınırlarken, haklılıkları karşısında sessizce susmak canımı çok yakıyordu. Babamın karşısına çıkmak bir ruletten farksızdı. Ya özlediği kızına kavuştururdum onu, yada tüm acılarını en baştan yine yaşatıp tehlikeli bir krize sebep olurdum. Bu yüzden uzak kalabildiğim kadar kalmam, en azından denemem gereken en büyük yangınımdı benim. Zahir'in bana söylediği son sözlerden sonra ise uzak kalamayacağım yerdeydim şimdi. Adımlarım sabırsız bir mutlulukla ilerliyordu. Hızlı attığım adımların içimdeki korkuyu görmezden gelmesini sağlamaktı en büyük amacım. Polat uyanmıştı ve şu anda onunla yüzleşmek hem en çok ihtiyacım olan şeydi, hemde en korktuğum şeylerden biri. Uyandığında yapılan kontrollerde herhangi bir sorun çıkmadığında yoğum bakımdan çıkartılmıştı. Zahir'i aradıklarında normal odaya alındığını söylediklerini demişti. Her şey yolunda ve Polat tamamen iyiydi. Zahir kalmak istemem konusunda ısrarcı ve anlayışlı davranmaya çalışsa dahi ben orada duramayacağımı biliyordum. Çok sevgili amcam ile olan karşılaşmamız bile oldukça hafif kalırdı geleceklerini bildiğim babaannem ve dedemle yaşanabilecek karşılaşmaya göre. Onlar geldiğinde orada olmam küçük bir kıyamet tatbikatı gibi olurdu. Son defasında karşı karşıya geldiğimizde yaka paça kovulduğum hastanede bu kez kolundan tuttuklarında susacak bir Kış yoktu. Beni babamın yanından def etmek için tutacakları kolumla, o ellerini sadece yakmakla kalmazdım artık. Bu yüzden artık kendimden ve yapabileceklerimden dahi korkuyordum. Karşılaşmadan kaçmamın yanında yine de, sadece saatler sonra babamın beni affettiğini yine unutacağını biliyordum. Unuttuğunda beni yine karşısında görmemeliydi. İlk gördüğünde beni, yaşadığı kriz hafif olanlarından biriydi. Benim kalmak konusunda isteksizliğimi ve Polat'ın yanına gitmek için olan sabırsızlığımı anlayan Zahir daha fazla konuşmamış, bir şeyler için ısrar etmemişti. Sessiz ve düşüncelerle dolu yolculuğun ardından şimdi yine bir hastanedeydik. Yine de bu defa adımlarım mutlu, heyecanlıydı. Vermiş olduğum kararın arkasında durmaya çalışacaktım. Artık kaçmak yoktu. Gitmem gerektiğinin farkına varana dek kaçmayacaktım olduğum yerden. Bir süredir beni bir an olsun yalnız bırakmamaya yemin etmiş adamın adımları da benimkilere eş, hemen yanımdayken aynı t…