BÖLÜM-29
Yazar: BÜŞRA

=== BABAM 5-yıl önce Önümden geçip giden insanların öyle olmasa bile dikkatli bakışlarını üzerimde hissediyordum sanki ve bu çok fazla rahatsız ediyordu. Şansıma rüzgarlı olmayı seçmiş hava rüzgarını suratıma sertçe vurup saatlerce uğraştığım saçımı bozuyor ve üzerimdeki ince elbise yüzünden üşüyerek titrememe sebep oluyordu. Normalde çok da üşüyeceğim bir hava değildi ama stresle sıcaklayan vücuduma daha dert çarpıyordu rüzgar sanki. Dakikalar önce indiğim otelin giriş katında sandığım balo salonunun çok uzak olmayan bir ek bina olduğunu yeni öğrenmiştim. Dışarıya çıkacağımı hesaba katmadığım için üzerime ekstra bir şey almamıştım. Kapalı kapıların ardından dışarıya sızan müzik sesini duyuyordum. Henüz içeriye girmeyi reddederken tanıdık yüzler yanımdan geçip içeriye giriyordu duraksamadan. Yanımdan geçerken fark ettiğim garip bakışlar ve kendi aralarındaki fısıldamaları da fark ediyordum ama üzerime alınmak istemiyordum. Küçük çantama zor sığan telefonumun sesi sonunda kulaklarıma değdiğinde hızla çıkartıp elime aldım. Üst üste aramalarımı cevapsız bıraktıktan sonra, sonunda aramalarıma dönüş yapan Polat'a çoktan saydırmaya hazırlanırken açmıştım telefonu. "Neredesin?" Demişti telefonun diğer ucundaki ses. "Asıl sen seredesin Polat? Beni buraya getirttin ve ortalıkta yoksun! Sen gelmeden içeriye adım dahi atmam!" Sıkıntıyla etrafa bakınırken azarlar ses tonuyla konuştum. Başımın etini yemişken günlerdir, şimdi ortalıkta yoktu beyefendi. "Dışarıda mı bekliyorsun? Aklını mı kaçırdın bu fırtınada? İçeriye gir hemen." Sesi yürüyormuş gibi geliyordu. "Giremem içeriye falan. Neredeysen hemen buraya ışınlanıyorsun!" Tek başıma içeriye girmemin imkanı yoktu. Önceden de aram dönemimdeki öğrencilerle pek iyi değildi ancak Hayal'in gidişinden sonra daha fazla cephe almıştım hepsine. Hepsini, herkesi sorumlu tutuyordum olanlardan. Benim kendilerine karşı hırçın tavırlarım da onların bana daha fazla cephe almasına sebep olmuştu. Ben ve koca okul karşı karşıyaydık sanki. Herkes bana düşman, ben herkese düşmandım. Benden nefret etmelerinin en büyük nedeniyse asla ellerine bırakmadığım birinciliğimdi. Onlar birken benim tek başıma birinciliğe ulaşmamı bir çoğunun kıskandığına emindim. Benden nefret ediyorlardı ve ben inadına daha çok batmaya çalışıyordum gözlerine. Kendilerini küçük gördüğümü düşünüp daha da kuruluyorlardı bana ve haklılardı. Hepsini küçük görüyordum. Herkesin dışında tek istisna vardı. Bu istisna önceden Hayal'di. Şimdi ise benim dahi hala sorgulandığım varlığı ile Polat. Benim yanımda takılmaya başladığından beri etrafındaki eskiden kalabalık olan arkadaşları azalmıştı ama hala varlardı. Polat yalnız kalacak biri değildi ama benim için sadece Polat vardı. "Biraz işim var Kış. Geç kalacağım." Nefes nefese kalıyordu. Daha hızlı yürüyordu sanki artık. "Ne işi bu? Neredesin sen?" Merak duygum daha ağır basmıştı. "Gelince anlatırım çok uzun sürmez. Sen içeriye geç." Hızlı bir tonda konuştu. Sinirle göz devirdiğim sırada konuşmak için ağzımı açtım ama telefondan gelen ses aramanın sonlandığını göstermişti. Şaşkın bir sinirle telefonu kulağımdan uzaklaştırıp ekrana baktım. Yüzüme kapatmıştı. "İnşallah gelmekte acele etmezsin Polat!" Kendi kendime sinirle mırıldanırken istemeyerekte olsa adım attım. Önümden geçip kapıyı bırakan birkaç kişinin ardından içeriye girdim. Adımlarımla müzik sesi daha da güçlenirken gözlerim etrafı süzmüştü. Beklediğimden pekte farklı değildi. Sözde balo olarak organize edilen klasik bir partiye dönüşmüştü ortalık. Geniş salonun ortası dans edenler için boş bırakılmış köşelere ise masalar konmuştu. Orta kısmın hemen arkasından küçük bir sahne vardı. Işıklar hafif loş ve tavandan gelen renkli ışıklar durmadan haraket ediyordu. Balodan çok diskoya çevirmiş gibiydiler mekanı. Dışarıdaki soğuk rüzgarın içerideki bu görüntüden çok daha iyi olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Artık içeriye girdiğim için çıkmanın manası olmayacağı için ortada dans edenlere itici bakışlarımı atarken köşelerdeki boş masalardan bi…