BÖLÜM-28
Yazar: BÜŞRA

=== GİTMENE İZİN VERMİYORUM Hayal'i kaybettiğimde, sanki kendime ait hayallerimin üzerine de kara bir bulut çökmüştü. Etrafımı saran koyu dumanların arasında ileriye dair görüşüm tamamen kısıtlanmıştı. Dışarıdan görünenden çok daha uzun sürmüştü yasım. Bazı anlar olmuştu ve öfkeyle bulanmıştı zihnim. Hayal'e kızmıştım. Beni bu sefil dünyada bir başıma bırakıp gittiği için nefret etmiştim ondan. Belki de sadece acımı kızgınlıkla bir nebzede olsun dindirmek istemiştim. Polat işte o günlerde uzatmıştı elini bana. Aramızda önceki yıllardan izler taşıyan gerginliklerin bir önemi yoktu o günlerde. Benim çaresizliğimin yanında onun geçmişi nasıl ve neden görmezden geldiğini hiç anlamamıştım. Ne o zaman, ne de bu zaman. Kader çarkı ikimiz içinde yine aynı dönüyor, belki de yarım kalmış döngüsünü tamamlıyordu. Polat bana hiç arkadaş olalım dememişti. Hayal'in gittiği gün saçma şekilde ortaya çıkmış ve peşimi bir daha bırakmamıştı. İlk günler sadece benimle susmuştu. Göz yaşlarım içime akarken benim sessizliğimde o da sessizlik olmuştu. Daha sonra beni konuşturma çabaları başlamıştı. Tüm kovmalarıma ve hakaretlerime rağmen arsız kişiliğini bu kez yanımda kalabilmek için konuşturmuştu. Zamanla kendimi onunla konuşurken bulmuştum. Başta sadece atışıyor ve kavga ediyorduk sürekli. Tıpkı eskiden olduğu gibi. Yine de bir şeyler farklıydı. Polat'ı görmeye, yanımda varlığına alıştığım süreci hatırlamıyordum. Her şey beklediğimden de hızlı gerçekleşmişti veya bu hızı Polat hazırlamıştı. Bana yaklaşmaya başladığında mezun olmamıza sadece aylar kaldığını biliyordu. Beni kazanmak için zamanının kısıtlı olduğunun farkındaydı. Beni kazanmak zorundaydı. İlk zamanlar bunun sebebini düşünmemiş, düşünsem bile tatmin edici bir cevap bulamamıştı. Yine de ona hiç sormamıştım. Neden yanımdasın diyememiştim ona. Tüm güvenimin ardından Polat kazandığında başıma gelen şey, bu bana ağır bir cevap olmuştu. Yıllar öncesinde her şeyin, başından beri bana yaklaşımının sebebini öğrendiğimde yaşadığım hayal kırıklığı neredeyse Hayal'i kaybettiğimdeki acıya denkti. Şimdi yıllar sonra, tekrar karşıma çıktığında yılların kaybettirmediğini düşündüğüm öfke aslında çoktan dinmişti. O zamanlar sadece inanmayı seçtiğim ihanetten dahi emin değildim artık. Neden sorusunu sormak için toplamaya çalıştığım cesaret için ise geç kalmıştım belki de. Önünde dikildiğim camın ardındaydı gözlerim. Yakında doktor Polat'ı kontrol etmek için gelecekti. Hemşireler bunun öncesinde çok kısa olmak şartıyla odaya girilmesine izin vereceklerini söylemişlerdi. Oğlunun elini ellerinin arasına alıp şefkatle öpen kadındaydı gözlerim. Gözleri ince yaşlarla parlıyordu ancak dayanıyordu. Geldiğimde beri uzun saatler geçmişti ancak kadının gücü beni tekrar tekrar hayran bırakmıştı. Hakkım varmış gibi durmadan yıkılmaya hazır benim aksime dimdik duruyordu. Oğlunun bedeninde gezindiğinde acıyla titreyen gözlerindeki yaşları içeride ustalıkla tutuyordu. "Anneyim ben." demişti saatler önde adının Ayşe olduğunu öğrendiğim kadın. "Anne evladının başına bir şey gediğinde hisseder. Canı yandığında evladının, kendi canı daha fazla yanar. Oğlum iyileşecek, anneler hisseder." Demişti. Kendinden tamamen emindi. Benim karamsarlıkla daralan göğsümün aksine dimdik duruyor ve oğlunun iyi olacağına inanıyordu. "Ablam ve Polat birbirine benzer. İkisininde kalbi aynı derece merhametlidir." Saatlar sonra sesini ilk kez duyduğum kadınla gözlerim Polat'tan ve annesinden uzaklaştı. Hafif bir şaşkınlıkla arkamı döndüğümde gözlerime keskin gözleriyle bakan kadınla karşılaşmıştım. Adını bilmediğim Polat'ın teyzesi benim bakmamla konuşmaya devam etmişti. "Ama ben onların bu iyi niyetine başka bir şey diyorum. Tamemen saflık. Ama onların aksine ben saf değilim. Yeğenimin Komutanısın öyle değil mi?" Sorarcasına kısa bir an duraksadı. Sözleri yüzünden gözlerim anlamsızca kısılırken hafifçe kafamı sallamıştım sorusuna olumlu cevap vermek için. Benden aldığı yanıtla dudakları hafif bir alayla kıvrılmıştı. "Güzel. Madem onun Komutanıs…