BÖLÜM-26
Yazar: BÜŞRA

=== GEÇ KALIYORSUN KIŞ ~5 yıl önce Gözlerimin önünde batmak üzere olan güneşin yansıttığı kızıllıklar gözlerimde birikmiş olan yaşların üzerinden yansıyor, gözlerimin hafif kamaşmasını sağlıyordu. Rahatsız edici değildi ama yine de görüş açımı daha da bulanıklaştırıyorlardı. Özellikle de gün batımını izlemek için gelmişken sadece, durduramıyordum yine de. Usul usul akıyorlardı kendi halleriyle. Birkaç saattir oturduğum için altımda kalan çakıl taşları ve kumlar canımı acıtmaya başlamıştı. Hafif serin esen rüzgardan şikayetçi değildim yine de. Rüzgar önündeki denizin dalgalarını ayaklarıma kadar getiriyor, denizin kendine has kokusunu burnuma dolduruyordu. Yıllardır hasret olduğum memleketimden özlem duygularını canlandırıyordu içimde. Şöyle bir şey vardı ki, ben askeri okulu kazandığımda artık benim ait olduğum bir şehir kalmamıştı. Memleketim bile bana sırtını dönmüş, yapayalnız ve evsiz, yurtsuz bırakmışlardı beni koca dünyada. Yalnızlık duygum hep vardı ama hiç bu kadar yoğun olmamıştı. Henüz çocuk ruhumla tutunduğum tek limanım, bana hayallerimde var olacağından da daha iyi kardeş olan Hayal'im gittiğinden beri yapayalnızdım ilk defa. Koca dünyada kimsesiz kalmayı nasıl başarmıştım düşünmek bile zor geliyordu. "Yine bir köşeye sinmiş ağlıyorsun." Üzerime düşen yarım gölgenin hemen ardından duyduğum sesle kaldırmıştım kafamı. Düşüncelerimi duymuş gibi, her zamanki gibi istenmediği yerlerden çıkan biri vardı artık yanımda. Varlığına alışmak istemediğim, korktuğum biriydi Polat. "Bu cümle çok tanıdık geliyor kulağa." Dedim bana üstten baktığı için kaldırdığım kafamla. Gözleri sözlerime cevap vermeden önce ıslak gözlerimde dolanmıştı biraz. Sonrasında acele etmeden hemen yanıma, kumların üzerine oturmuştu benim gibi. "Benzer cümleler, farklı kişiler." Hafif omzunu silkmişti kafasını önümüzdeki batmaya devam eden güneşe çevirirken. Sözleri bir an hafifçe gülümsememe sebep olmuştu. "Öyle mi dersin?" Farklı kişilerdi? O çok emin bir tonda kurmuştu cümlesini ama benim için o kadar kolay hissettirmiyordu. "Elbette. Karşında mükemmel bir varlık oturuyor şu an. Ne diye geçmişten bazı salakları hatırlayalım." Kendi kendine gülümsemişti kafasını çevirip ama kurduğu cümle beni daha da gülümsetmeye yetmişti. Gözlerimde yaşlar hala yerini korusada gülümsüyordum işte. Birkaç ay önce hayattan tüm umutlarımı kesmişken yine gülümsemeyi başarabilmem suçlu hissettiriyordu. Dudaklarım kıvrılıyor ama kalbim de içimde kıvranıyordu sanki. Kendi önüme dönerken ellerimi kaldırıp gözlerimdeki yaşları kuruladım yenilerinin en azından hemen gelmemesini umarak. "Yine onu düşünüyorsun değil mi?" Demişti hafif mırıltı şeklinde. Bir an anlamazca ona bakarken, "Ne?" Demiştim. "Hep onu düşünüyorsun zaten." Kafasını daha çok çevirip bakmıştı yüzüme. "Durmadan onu düşünüyorsun. Hayal'i." Kendi zihnimden ismini geçirirken bile titreyen yüreğim uzun zaman sonra başkasından duyduğu isimle parçalanmıştı sanki. Gözlerim gözlerinde donarken birkaç saniye ifadesizce bakmıştım ama bu o kadar da uzun sürmedi. Kasılan kalbim canımı o kadar açıtmaya başlamıştı ki, önce alt çenem titremişti hafifçe. İki gözümden öncekinden de yoğun dışarıya koşmuştu yaşlar. Dayanamayacağımı anladığımda omuzlarım acıyla sarsılmış sıkmaya çalışsam bile bir hıçkırıp kaçıvermişti dudaklarımdan. Kafamı önüme eğerken daha çok sarsıldı omuzlarım. Hıçkırıkların durması için dişlerimi dudaklarıma bastırmaya çalışmıştım ama bunun da bir faydası olmamıştı. Omuzlarımın üzerinde ellerinin sıcaklığını hissettim. Bir an düşünmeden omuzlarımdan çekmişti kendine beni. Aşağı eğdiğim başım göğsüne yaslanmış, o kollarını sıkıca sarmıştı etrafıma. Yerdeki ellerimle parmaklarımın altındaki taşları parçalamak ister gibi sıkmıştım. Alnımı ortadan kaybolmak ister gibi göğsüne bastırmıştım o beni daha fazla sararken. "Özür dileriz Kış. Özür dilerim." Sesindeki pişman üzüntüyü alabilmiştim ama neden özür diliyordu bilmiyordum. Sözleri yüzünden miydi yoksa tamamen bana acıdığı için mi? Her şekilde benim için üzülüyo…