BÖLÜM-25
Yazar: BÜŞRA

=== HER ŞEY İÇİN GEÇ KALMA KIŞ Düşüncelerle boğuşmak veya on tane teröristin içine silahsız şekilde atılmak arasında bir seçim şansı tanınsaydı bana, şu anki kafamın içindekilerin yanında teröristleri bir saniye düşünmeden seçerdim. Hem onlardan kurtulmam inanıyordum ki düşüncelerimden kurtulmaktan çok daha kolay olurdu. Pişmanlıktan ölüyordum. Yaptığımın ne kadar aptalca ve anlamsız bir hamle olduğuyla ilgili kafamı duvarlara vurasım geliyordu. Durmadan gözümün önüne gelen sahneler ve durmadan hissettiğim, sanki hala oradaymış gibi dudaklarımın üzerindeki baskı yüzünden midem kasılıyordu. Ölüyordum pişmanlıktan. Yaptığım şeyi, yapmamalıydım. Ne olursa olsun kontrol edemedğimin o dürtüyü öldürmem gerekirdi. Zahir'in karşısına nasıl geçecektim bilmiyordum. Utançtan önce ondan o kadar nefret ettiğimi hissediyordum ki, nefretimi harlayan o acıya katlanamıyordum. En büyük soru işaretiyse bundan sonra ne olacağıydı. Yaptığım şey ve onun yaptığı şey varken artık aramızda, nasıl aynı timde olacaktık fikrim yoktu. Aynı timde olmanın ötesinde birbirimizin yüzüne nasıl bakabilirdik? Zihnimdekiler kendi düşüncelerimin şekilleriydi. Onun açısından, artık her şeyin sebebini biliyordu. Meryem denen kadını ve daha fazlasını bildiğimi öğrenmişti. Telefonuna gelen mesajları ben gittikten sonra okumuş olmalıydı. Ne olacaktı bilmiyorum ama bu saaten sonra birazcık yüzü varsa yanıma yaklaşmazdı. Komutan asker ilişkimiz nasıl devam edebilirdi bilmiyorum ama Kış ve Zahir benim için bitmişti. Onun için de aynısı olmalıydı. Dün gece emindim ki kaldığım odada Zehra olmasaydı kapıma dayanırdı. Sebebini kesin söyleyemesem bile ben dün Zahir'e onları söyledikten sonra kendini açıklamak için olmasa bile yaptıklarımın bedelini ödetmek için bulurdu beni. Henüz saat sabahın dördüne geliyordu. İki günlük uykusuzluğum önemsediğim bir şey değildi ama bu saatte acil toplantıya çağırılmıştık. Kapıya dayanan askerin bir an Zahir olabileceğini düşünüp sinirden kalp krizi geçirecek gibi hissetsemde gelen asker acil şekilde Albay tarafından çağırıldığımızı söylemişti Avcı timinin. Ne olmuştu henüz bilmesemde bu saatte pek hayırlı bir şeyin olma ihtimali zaten yoktu. Üzerime üniformalarımı geçirdikten sonra odadan çıkmıştım. Çalan kapıyla benimle birlikte uyanan Zehra henüz uykuya dalmamıştı tekrar ancak onlar çağırılmamıştı. Konu her neyse bizim alanımızdaydı. Kafamı sadece acil duruma odaklamaya çalışıp koridoru geçtim. Adımlarım gecenin sessizliğinde boş koridorda yankı yapıyordu. Toplantı odasına dönen koridoru geçtiğimde adımlarım öyle olmayacaklarına inancımın dışında zayıflamıştı. Kapının önünde toplanmış timin üzerinde gözlerim dolanırken kalbim şimdiden hızlanmıştı. Gözlerim onu bulamadığında farkında bile olmadan tuttuğum nefesi vermiştim. Adımlarımı hızlandırıp bizimkilerin yanına vardığımda gözleri bana dönmüştü hemen. "Komutanım acil durumun ne olduğunu biliyorum musunuz?" Merakla konuşan Fatih'e kısaca salladım başımı olumsuzca. "Hayır, sizinle birlikte öğrendim bende." Gözlerim aralarında bir kez daha dolanırken eksik kişiyi fark ettim. "Polat'ı aradınız mı?" Burada değildi. Evinde olmalıydı doğal olarak ve gelmesi yaklaşık yarım saat sürerdi. "Haber verdik Komutanım." Demir cevap vermişti. Onu da onayladığım sırada zaten sessiz olan koridorda yaklaşan başka adımlar duyulmuştu. Hepsinin kafası sırayla benim arkamda kalan koridora çevrildi yavaşça. Bu noktada elimden bir şey gelmeyeceğim bildiğim için yavaşça sıktım dişlerimi. Yüzümü kaskatı yapmam yine de kolay olurken ağırca döndüm arkamı. Kızgın ve tavırlı şekilde olan, belki de gözlerini gözlerime asla çıkarmayacağını düşündüm ama öyle olmadı. Adımları beklediğimden ağırdı. Gözleri kafamı kaldırdığımda zaten benim gözlerimdeydi. Henüz mesafeden dolayı uzak kalsa da gözlerinin kızarık olduğunu görmüştüm. Çatık olmasını beklediğim yüzü tamamen düşünceli ve yorgun duruyordu. Henüz bitmeyen gece ikimiz içinde fazla uzundu galiba. Ağır çekimde olan adımları, gözleri gözlerimi bulduğunda hızlandı sanki. G…