BÖLÜM-24
Yazar: BÜŞRA

=== KOPMA NOKTASI Görev belgelerim elime geçtiğinde üzerine çok düşünmemiştim. Son görev yerim olan yerde sadece birkaç aylığına kalacağımı biliyordum çünkü. Başları boş kalan bir tabur asker için çağırılmıştım. Başlarındaki komutan dönene kadar veya kalıcı başka bir komutan atanana kadar oradaydım. Sonrasında beni nereye göndereceklerini de hiç düşünmemiştim. Neresi olacağı açıkça önemli değildi benim için. Benim yerime belgeleri onaylayan kişi sorumluluğu altında olduğum Yarbay olmuştu. Benim başka bir karargahda istendiğimin ve zaten tüm işlemlerin başlatıldığını öğrenmemin ardından birkaç gün içinde tamamlanmıştı her şey. Bende üzerine pek düşmemiştim ama ciddi bir bilgilendirmeye de kulak vermemiştim. Tek yaptığım olan biteni onaylayıp cidden hızlı işleyen dürece uymaktı. Şimdi ise buradaydım. Daha önce hakkında sadece masallar dinlediğim Avcı isminin altında bir asker, komutan yardımcısıydım. Tahmin dahi edemeyeceğim insanlarla burada karşılaşmış ve aynı timde olacağımı dahi oldukça geç fark etmiştim. Olan biten her şeyi düşündüğümde çok uzun bir rüyaymış gibi görünüyordu. Operasyona çıkıyor ve karargaha geri dönüyorduk. Bizden beklenenler hep çok büyük oluyordu ama ilk geldiğimde de, benim daha yolda yaşadığım saldırı hakkında da bahsi geçen terör başından henüz çok uzaktık. Bazı anlarda bu yüzden çok işe yaramaz hissediyordum kendi adıma. Timdeki ilk resmi operasyonum Kazım adlı terör başını bulmaktı. Kellesini almaları için Avcı timi görevlendirilmişti ama hala olduğumuz yerde sayıyor gibiydik. Sahaya çıkıp arama yapmamıza izin yoktu. Zaten izin verseler dahi nereden başlayabilirdik ki? Gözümüz, kulağımız bizim için gece gündüz çalışan istihbarat askerleri ve ajanlarındaydı. Farenin deliğini onlar bulacak, onu o deliğe görmeyi de bize bırakacaklardı. Yine de şimdiye kadar bize geri dönüşleri pek parlak değilken onlar için de işlerin iyi gitmediğini anlayabilirdik. Ellerinden gelenin en iyisinden de daha fazlasını yaptıkları aşikardı elbette lakin dönen oyunlar çok ciddi olmalıydı. Kazım denen terör örgütü başı da sonsuza kadar kaçamayacaktı. Elbet saklandığı o değili başına yıkacaktık. Tüm bu düşüncelerimin arkasında daha bu timde ne kadar dayanabilecektim bir fikrim yoktu. Dediğim gibi, sanki bir rüyanın ortasındaydım ama bu rüya bana ait değil, beni burada istemiyor gibiydi. Kolay olacağını hiçbir zaman düşünmemiştim ama işlerin benim için bu kadar zor olacağını asla bu şekilde tahmin etmiyordum. Yorgunluğun sebebini tam çözememiştim. Üzerimdeki yük, ismini zihnimden geçirdiğimde dahi gerilmeme sebep olan Komutanım onay belgelerimi imzalayıp Albay'a gönderdiğinde kalkmalıydı tüm yük. Bu timde kalıcı olacağım ve gerçekten artık bir Avcı olduğum onaylandığında rahat bir nefes almam gerekiyordu. En azından başından beri bunu beklerken öyle olacağını umuyordum. Olmamıştı... Neden yorgundum anlamıyordum bile. Omuzlarım sanki üzerlerinde kilolarca yük var gibi dik durmakta zorlanıyordu. Fiziksel yorgunluk değil zihinsel bir çöküşteydim sanki. Zahir... İsmi daha önce duymadığım bir isimdi. Başkalarının kulağına nasıl geliyordu bilmiyorum ama bana ilk kez duyduğumdan beri sadece ona ait bir isimmiş gibi hissettiriyordu. O ve ismi birdi. Yüzbaşı kimliğinden önce ismini duymak bile hazır ola geçme dürtüsü veriyordu insana. Yorgundum... Benim üzerimde dolanan her bir yeşil incisine bakmak bile kalbimde ritim artışına sebep oluyordu. Benden ne beklediğini, bana karşı olan tüm anlamsız tavırlarını, sadece varlığımın bile onu öfkeden çıldırtmasını anlamıyordum. Yorgun olan sadece ben değildim üstelik. Zahir de yorgundu. Bakışları sinirli olmadığı her an yorgunlukla dolanıyordu etrafta. Bizimle, timle yan yana olduğunda ara sıra gözleri bir yerlere dalıyor sonra daha sinirli dönüyordu bize. Saklamaya çalışıyordu yorgunluğunu sinirli tavırlarıyla. Ne içindi bilmiyorum ancak onun için de bir şeyler yolunda gitmiyordu. Onun özel hayatı... Geçmemem gereken dikenli ve yanan tellerle ayrılmış bir noktayken ben tamda tellerin üzerinde c…