BÖLÜM-21
Yazar: BÜŞRA

=== BEKLENMEYEN MİSAFİRLER Bir koku geliyordu. Tam olarak ne olduğunu kestiremediğim kokular birbirine girmişcesine burnuma hücum ederken huzursuzca yüzümün buruştuğunu hissettim. Göz kapaklarım ağırca aralanırken tek elimi kaldırıp başıma bastırdım. Beynimin içindeki tüm damarlar çekilircesine sızlarken ağzımdan hafif acılı bir mırıldanma çıktı. Zihnim henüz berraklığını kazanamazken kırpıştırmakta zorlandığım gözlerim görüş açısındaki tavanda gezindi. Gözlerimi daha geniş açmaya çalışırken aldığım derin nefesle burmuna gelen karışık kokuların arasından çok net seçmiştim birini. Burnuma buram buram yanık kokusu geliyordu. Gözlerim farkına vardıklarıyla şokla açılırken yattığım yerden hışımla doğruldum. Dengesizce ayağa kalkmaya çalıştığımda dönen başım yüzünden kalçamın üzerine geriye düşerken iki elim başımı buldu. Acıyla dişlerimi sıkarken şaşkın gözlerimi etrafta dolandırdım. Olduğum yerin farkına yavaşça varırken dün yaşananlar da ağırca zihnimden geçmişti. Aldığım nefesler sıkıntıyla göğsümü daraltırken kafamı az önce uyandığım koltuğun baş kısmına yasladım. Çok kötüydü. Her şey daha ne kadar olabilirse o kadar kötüydü. Gözlerim isteksizlikle etrafta bir kez daha dolandı. Son hatıladığım şey zorla bindirildiğim arabada bir tık sinir krizi geçirecek gibi olduğumdu. Sonrası pek berrak değildi ama karargaha döneceğim hakkında söylendiğimi ve özel şahıslara ettiğim birkaç haraketi hatırlıyordum. Az önce aniden ayağa kalktığım için yarısı yere düşmüş olan battaniyeyi ucundan çekiştirip kenara bıraktım. Dünden beri kırış kırış olmuş elbisemin eteğinin katlanmış kısımlarını düzelttim. İlkinden daha temkinli şekilde ayağa kalkarken yüzüme düşen saçlarımı geriye attım. Kokunun daha da yoğunlaşmış olduğunu fark ederken zaten ağrıyan başım yüzünden çatık olan kaşlarım daha fazla çatıldı. Adım atıp gelen tıkırtı seslerini takip ettiğimde kokunun kaynağına da yaklaşmıştım. Tanıdık evin içinde ağır adımlarla ilerledim. Adımlarım mutfak olduğunu bildiğim yerde aralık olan kapının önünde durmuştu. Sesler ve koku birleşirken olumsuz gözlerim içeride dolandı yavaşça. Son gördüğümde olanı aratmayacak kadar dağınık mutfağın tavanında asılı duran hafif duman kokunun kaynağını gösteriyordu. Elindeki yumurtayı büyük bir ciddiyetle tavaya kırmaya çalışan Polat'ı sessizce izledim birkaç saniye. Yemek yapma konusunda bu kadar kötüyken ne diye tekrar tekrar deniyor diye düşündüm ama kendisi yapmasa karnını doğuracak kimsesi yoktu. Bu kadar dağınık olmasa belki daha iyi olurdu yine de. Kapıda beklemekten sıkılıp içeriye bir adım attım. "İtiraf et o gece hiçbirimizin zehirlenmemiş olması mucizeydi." İşine fazlaca odaklanmış olmalı ki sesimi duyduğunda hafif yerinde sıçramıştı. Kafasını çevirip bana bakarken yavaşça yürüyüp mutfak masanın yanındaki sandalyelerden birine oturdum. "Günaydın." Dedi ilk şaşkınlığını atlatıp. "Günaydın." Dedim tek elimi tekrar başıma bastırırken. Pek aydın değildi ama uzunca yorum yapacak halim yoktu. "Başın ağrıyor değil mi?" Dedi yaklaşıp elindeki yumurta tavasını masanın ortasına bırakırken. Konuşmadan önce gözlerim masada dolandı. Neredeyse hazır görünüyordu kahvaltı masası. Yumurta dışında ekmek kızartmaya çalıştığını anladığım yarısı yanık ekmekleri de masaya koymuştu. Dumanın ve kokunun asıl kaynağının ne olduğunu tahmin etmek zor değildi. "Ağrıdan çok birazdan beynim patlayacak sanırım." Dedim elimi başımdan uzaklaştırıp. Kalp çarpıntımı beynimde hissediyordum. "Birkaç şey yedikten sonra hap içersin." Önümdeki bardağa çay doldurmak için uzandığında alttan yüzüne baktım bir süre. Tavırları oldukça normal ve günlük duruyorken ben garip hissetmekten alıkoyamadım kendimi. Hiçbir şey yokmuşçasına karşılıklı iki dost gibi kahvaltı yapacak olmamız normal olmamalıydı. Polat ona verdiğim şansı öyle bir kullanmaya başlamıştı ki onun hızına ben yetişemiyordum. Verdiğim şanstan sonra kavgalarımızın azalacağını ve en azından aynı tümde olmaya zorlanmış iki normal insan olabileceğimizi düşünmüştüm. Ama Polat beni yanıltıyordu.…