BÖLÜM-19
Yazar: BÜŞRA

=== İMZA "Ne diye başımda bekliyorsun?" Dedim huysuz bir sesle. Odanın içindeki sedyenin bir ucuna oturmuştum yorgunluktan. "Keyfiyen." Demişti gıcık bir ifadeyle benim gibi. Oturduğum sedyenin diğer ucunda oturuyordu. "Keyfine sıçayım!" Dediğim gibi ağzına tek parmağını götürüp 'şhh' şeklinde uyardı beni. "Doktor hanım gelecek şimdi. Tıbbın yanında küfür edilmez." Ne kadar salak olduğunu gözlerimden anlamasını umarak iğrenir bir bakış atmıştım. Tabi bu Polat gibi arsız birini hiçte etkilememişti. "Söz veriyorum Yüzbaşı'na yanımdan ayrıldığını söylemeyeceğim Polat. Yalvarıyorum beni ağrılarımla baş başa bırak." Bir umut konuşmuştum. Belki halime acır da terk ederdi odayı. "Olmaz!" Demişti hızla. "Ya ben yokken başına bir iş gelirse. Zahir'in gazabından kim koruyacak o zaman beni." Gözümü devirmekten gözlerim bozulacaktı artık. "Aptal mısın! Adamın yerde kulağı var. Zahir diye seslendiğini duyarsa kulaklarından bayrak direğine asar, göz dağı olarak seni gösterir askeriyeye!" Zahir'i düşününce bunu yapma potansiyeli görüyordum onda. Bir an söylediğimin gerçekleşmesini düşünür gibi olduğunda yüzü hızla buruşmuştu. "Tövbe. Yapar mı yapar." Demişti yarı dehşet içinde. Zahir'i benden daha önce tanıyordu. Bunu yapma potansiyeli olduğunu daha iyi biliyor olmalıydı. "Neyse ki öyle bir durumda seni de kendimle yakarım." Büyük bir rahatlıkla söylediklerine şokla baktım. Sinirle bakarken vurmak için hamle yapmıştım ama sedyede kenera kaymaya çalıştı. Zaten uçta oturduğu için haraket etmesiyle yere düşecek gibi olup hızla ayağa kalktı. "Aptal." Rezilliğini örtmeye çalışıp hızla toparlanmaya çalıştığında alayla kafamı başka yöne çevirdim. Büyükçe oflarken duvarda asılı olan saate baktım tekrar. On dakika olmuştu bile. "Gelmeyecek işte Bahar hanım. Geçerken odasından sesler geliyordu Sercan'ın. Bırak iki dakika gideyim de bitsin şu çile." Yemek molasında olduğunu öğrendiğimiz Bahar hanımı çağırması için askerlerden birini göndereli on dakikayı geçmişti. Dönen ne asker olmuştu nede Bahar hanım. Sadece birkaç metre ötemizde olan diğer doktora görünmem ise yasaktı. Kim yüzünden? Tabiki hep kendi dediği olacak olan Zahir Komutanımız yüzünden. "Hayır!" Demişti kesin bir dille Polat. "Yüzbaşı önce beni diri diri gömer, sonra da yanıma bir mezar daha açıp seni." Söylediklerine karşılık yine ofladım. "Ne derdi var adamla öğrenemedim gitti." Dedim kendi kendime. Cidden ne vardı bu kadar kanlı bıçaklı olacak ortada anlamıyordum. "Kurcalama bu meseleyi Kış. Ben konuyu belki biraz biliyorum ama Yüzbaşı ne yapıyorsa inan sonuna kadar haklıdır." Ne olursa kendi komutanını savunacak gibi görünen Polat'ın sözleri tamamen güven oluşturmuyordu ne yazık ki. Sercan kesinlikle çapkın biriydi bu yüz metre ileriden bile anlaşılabiliyordu belki ama başka ne yanlışı olabilirdi düşünsemde bulamıyordum. Zahir'e değen kısım neydi? "Yüzbaşı'nın kız arkadaşına falan mı asıldı bu adam?" Dedim meraklı görünmemeye çalıştığım sesimle. "Yüzbaşı'nın kız arkadaşı mı varmış?" Demişti kollarını birbirine bağlayıp kıstığı gözleriyle bana bakarken. "Yok mu?" "Emin olamadım şimdi. Şüpheli bir durum ama sence var gibi mi?" "Yoktur ya?" Diye ağzımdan kelimeler kaçtığı gibi dişlerimi sıkmıştım fark ettiğim şeyle. Bana bakan gözlerinde çoktan eğlenen parıltılar oluşan Polat'ın yaptığı şeyi fark etmiştim. Hem konuyu ustalıkla Sercan muhabbetinden uzaklaştırmış hemde beni sıkıştırmaya kalkışmıştı. "Ne yaptığını sanıyorsun!" Dedim dişlerimin arasından sırıtan suratına bakarken. "Ben bir şey yapmıyorum Kış." Yavaşça omuz silkti. "Olan olmuş çoktan." "Sabrımı sınama Polat!" Elimde bir şey olsa suratının ortasına bir saniye düşünmeden çarpardım. Sinirden delirtmeyi çok iyi biliyordu iki dakika içinde. "Neyse, bu konuya daha sonra tekrar döneriz ama gözümden kaçmayan bir şey var Kış." Demişti kollarını çözerken. Sırıtmasını silmişti. Tek kaşımı alnımın acısına rağmen kaldırmadan duramazken ne saçmalayacağını bekledim. "Bahar hanım'a hanım diyorsun. Ama az önce Sercan'a adıyla seslendin Kış?"…