BÖLÜM-14
Yazar: BÜŞRA

=== HATIRLANAN SÖZ Gözlerim etrafta dolanıp bir kişiye bakmıştı. Binadan içeriye girmeden önce dikkatlice bakınmıştım. Zahir'in bir yerlerden görüyor olabileceği içindi dikkatimin sebebi. Zaten pençeleri üzerime basmak için an ve sebep kollarken bir tane daha veremezdim eline şu an. Revir binasının kapısından girmeden önce etrafta olmadığına emin oldum. Emindim ki buraya girdiğimi gördüğü an, burada ne işimin olduğunu soracaktı. Onun fazladan bir sorgulamasını daha katlanacak durumda değildim. Beklemediğim yerlerden bir anda çıkması gibi bir huyu olduğu için yakınlarda olmadığından emin olmak bir tık zordu. Adam her yerdeydi sanki ve istemediğim anlarda yanımdan çıkmasından sıkılmıştım. Gözlerim ona dair bir iz bulamadığında içeriye girdim rahatça. Buralarda olsaydı tanınmayacak gibi birisi değildi. Diğer askerlerin arasında parlarcasına dikkat çekiyordu maalesef. İçeriye girdiğimde hedefim olan odaya ilerledim hızla. Kapısı açık olan odanın önünde durup içeriye baktım. "Girebilir miyim?" Dedim açık kapının kenarına vurup varlığımı belli etmek için. İçeride Sercan'dan başka kimse olmadığı için rahatça belirmiştim kapıda. Önlüğüyle birlikte masasının ardında oturan Sercan gelen sesle kafasını kaldırıp beni görmüştü. Yüzüne hızla bir gülümsemenin yerleştiğini gördüğüm sırada ayağa kalkıp öne çıktı. "Tabi gelebilirsin Kış." Hangi ara siz'i bırakıp sen'e dönmüştük anlamasamda ona ayak uydurmaya karar verdim. "Nasılsın? Yaran nasıl oldu?" Demişti benden önce konuşmaya devam ederek. "Çoktan iyileşti sayılır." Pansuman için son kez Sercan'a uğradıktan sonra onu bulamayınca diğer doktora görünmüştüm. Daha sonrasında da birkaç gün revire uğradığım zamanlarda aynı şey tekrarlanınca artık direkt diğer doktora görünmeye başlamıştım. İsteyerek olmasa da Zahir tarafından uyarıldığım, açıkça tehtitten sonra Sercan'la karşılaşamamıştım son karşılaşmamızdan sonra. "Ağrı kesici almak için uğramıştım." Dedim tekrar konuşup. Yüzünde kesinlikle gereksiz bir gülümseme vardı. "Bir sorun mu var. Muane etmemi ister misin?" Bana doğru birkaç adım yaklaştı. Gözleri üzerimde sorun ararcasına bir saniye dolanmıştı. Son derece rahatsız hissederken elimi kaldırıp yavaşça salladım. "Yok, teşekkür ederim. Sadece biraz baş ağrım var. Fazla vaktim de yok aslında timimle antrenman yapıyorduk geri dönmem gerekiyor." Antrenman yapmaya başlayalı yaklaşık bir saat olmuştu. Başta dayanabileceğimi düşündüğüm ağrı giderek dayanılmaz bir hale gelmişti. Giderek dikkatimi toplayamamaya başlamıştım. Sabah kahvaltıdan hemen sonra almayı planladığım hapı, malum Yüzbaşı tarafından odasına çağırıldığım için tamamen unutmuştum. Yorgunluktan kendi aralarında sızlanmaya başlayan time dinlenmeleri için beş dakika müsade ederken bu sürede kendime ilaç almak için buraya gelmiştim. Henüz tatmin olmamışken en az iki saatleri daha vardı çalışacakları. "Bakalım hemen." Demişti verdiğim cevaptan sonra. Odanın içindeki dolaplardan birine yaklaşıp tahminimce ilaç ararken sabırla bekledim. Birkaç saniye sonunda elimde bir ilaç kurusuyla bana yaklaşmıştı. "Bu iyi gelecektir baş ağrına. Karnın tokken içmeye dikkat et." Demişti kutuyu uzatırken. "Teşekkür ederim. Bir tane yeterliydi aslında. Kutuya gerek yoktu" Dedim uzattığı kutuya almak için elimi uzatırken. "Aslında..." Demişti tutmak üzere olduğum kutuyu parmaklarımın arasından geri çekerken. "Doğru söylüyorsun. Teker teker verirsem buraya daha fazla uğrarsın ve seni daha fazla görmüş olurum." Demişti sevimli olduğunu düşündüğü şekilde göz kırparken. Flörtöz şekilde sırıtmasına bakarken elim havada kalmıştı. Ne tepki vereceğimi bilemeyip donup kaldım birkaç saniye. "Anlamadım?" Derken buldum kendimi. "Şaka yapıyorum." Demiş ve yalandan olduğunu saklamaya dahi çalışmadığı bir kahkaha atmıştı. Kutuyu tutmam için tekrar uzattı. Kendimi gülmeye zorlayıp elime aldım bu defa kutuyu. "Teşekkür ederim." Dedim zoraki bir gülümseme ile. "Rica ederim. Şaka da olsa buraya daha fazla uğraman beni mutlu eder. Seninle sohbet etmeyi çok isterim." Gözleri…