BÖLÜM 4
Yazar: Burcu

NOT: F.BABASININ İSMİ AHMET F. ANNE:Hale "Baba..." dedim titreyen bir sesle. Kendimi küçücük hissediyordum. Sanki önümde duran kişi babam değil de karanlığın içinden çıkmış bir yabancıydı. Bana ne yapacağını bilmiyordum. Belki hiçbir şey yapmayacaktı. Belki de düşündüğüm kadar kötü biri değildi. Ama bu düşünceler korkumu bastırmaya yetmedi. Ellerim titremeye başladı. Babam bana yaklaştıkça titremelerim arttı. Nefes almakta zorlanıyordum. Kalkmaya çalıştım. Bir kez, iki kez, üç kez... Olmadı. Bacaklarım beni taşımıyordu. Neden? Çaresizlik içimi kemirirken son gücümü topladım ve bağırdım. — Dur! Gelme! Sesim odanın duvarlarında yankılandı. O an göz kapaklarım ağırlaştı. Karanlık yavaşça üzerime çökerken duyduğum son şey babamın sesi oldu. — Firuze! Çığlığı kulaklarımda yankılandı. Ona son bir kez seslenmek istedim. Ama olmadı. Hayatta her istediğimiz gerçekleşmediği gibi... Hayat herkese adil davranmaz. Bazıları kötülüğün ve şiddetin tam ortasında yaşamaya mahkûm edilir. Bazılarıysa bunları yalnızca haberlerde görür, birkaç dakika üzülür ve sonra hayatına kaldığı yerden devam eder. Oysa dünya, yalnızca düşünen insanların değil; düşündüklerini eyleme döken insanların sayesinde değişebilir. Sessiz kalındığında kötülük büyür. Adalet ise yerinde sayar. Ahmet birden gülmeye başladı. Sarhoş kahkahaları odanın duvarlarında yankılanıyordu. O kirli ve huzursuz edici ses, baygın halde yatan Firuze'nin bile içini ürpertecek kadar sertti. Sonra sustu. Aklına korkutucu bir ihtimal geldi. "Ya Firuze öldüyse?" Bu düşünceyle yüzündeki ifade değişti. "Ya suç benim üzerime kalırsa?" Bir süre olduğu yerde durdu. İçindeki bencillik vicdanıyla savaşıyordu. "Ya erkek çocuğum olmadan hapse girersem?" diye fısıldadı. Şimdi önünde iki yol vardı. Ya Firuze'yi kaderine terk edip kaçacaktı... Ya da onu kurtarmaya çalışacaktı. Fakat Ahmet, vicdanının sesini değil, karanlığın fısıltılarını dinledi. Dudaklarının arasından soğuk bir cümle döküldü: — Kız çocuğunun yokluğu zaten fark edilmez. Sonra arkasını dönüp odadan çıktı.Ahmet, nefes nefese ve çamura bulanmış bir halde eve girdi. Üzerindeki yağmur kokusu ve bıraktığı ayak izleri koridora kadar yayılmıştı. Annesi Hale, onu görür görmez endişeyle ayağa kalktı. — Firuze nerede? Onu bulamadım. Ahmet, gergin bir ifadeyle başını kaldırdı. — Nereden bileyim ben, Hale? diye sertçe karşılık verdi. Hızlı adımlarla odasına yöneldi. Kapıyı sert bir şekilde kapattı ve televizyonu açtı. Ekranda Sezen Aksu'nun sesi yankılanıyordu. "Ünzile insan dölü,On kardeş, beşi ölü...Büyüdükçe umutlar,Ve gelir de geçer..." Şarkının sözleri, Ahmet'in zihninde bastırmaya çalıştığı anıları gün yüzüne çıkardı. Firuze'nin yüzü gözlerinin önünde belirdi. İçini kaplayan öfke ve suçluluk duygusu birbirine karıştı. Bir anlık kontrol kaybıyla yumruğunu televizyona savurdu. Camın çatlama sesi odada yankılandı. Hale ve Zerrin telaşla içeri koştu. — Ne oluyor ağabey? diye seslendi Zerrin. Ahmet'in elinden yere damla damla kan akıyordu. Zerrin hemen bir bez bulup elini sarmaya çalıştı. Odanın sessizliğini yalnızca Ahmet'in düzensiz ve ağır nefesleri bozuyordu. "ÖLDÜ Firuze".diye bağıırdı an ölüm sesizligş evi kapladı