BÖLÜM 1
Yazar: Burcu

Kan, zaman ve şöhret... Ya da geri saralım. Bir köyde doğan bir kız çocuğunu düşünün. Etrafı cahillikle, korkularla ve eski geleneklerle çevrili olsun. Bunun içinde doğan bir insan ne olur da parasını, gücünü bırakıp arkasına dönmeden kaçar? Kaçanlar öyle bir kaçar ki bazen ağlar, bazen güler. En acısı ise sevdiklerini geride bırakmaktır. Aralarından en güçlüsü, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir kadın olur. Kadınların toplum tarafından değersiz görüldüğü bir yerde bir kadın ne olur da oradan kurtulur? Bir toplum kadınları ne kadar sevmezse, aslında onlardan o kadar korkuyordur. Ve hayır... Bu, bir mafya liderine dönüşen ya da ailesinin intikamını alan güçlü kadınların hikâyesi değil. Bu, hayatta kalmaya çalışan bir kız çocuğunun hikâyesi. 2 Şubat 1999 gecesi... Bir çocuk doğunca ikramlar dağıtılır, altınlar takılır, kutlamalar yapılırdı, değil mi? Ama hayat her çocuğa aynı davranmazdı. Annem beni, sobanın yanındaki eski bir yatağın üzerinde doğurdu. Sobanın içindeki odunlar çıtırdayarak yanıyordu. Odanın duvarları isten kararmıştı. Pencerelerin kenarlarından içeri sızan rüzgâr, ince perdeleri hafifçe sallıyordu. Annemin alnından ter damlaları süzülüyor, anneannem telaşla bir tas sıcak su taşıyordu. "Abla, geliyor! Biraz daha dayan!" diye bağırdı Zerrin. Sanki doğuran oymuş gibi telaşlıydı. Annemin elini sıkıyor, alnındaki terleri siliyordu. Annem artık acıya dayanmakta zorlanıyordu. Anneannem bir yandan alnını siliyor, bir yandan da öpüyordu. "Dayan canım kızım. Sağ salim alacaksın kucağına, söz sana..." dedi ve anneme destek olmaya devam etti. Annemin kanaması fazlaydı. Zerrin Abla elinden geleni yapıyordu ama anneannem sonunda dayanamadı. "Babası nerede bu çocuğun? Nerede bunun babası?" diye sordu. Odadaki herkes sustu. Herkes bilirdi. Babam da köydeki birçok erkek gibi kız çocuklarının kendi kısmetleriyle büyüyeceğini, erkek evlatların daha önemli olduğunu söylerdi. Babam büyük ihtimalle yine kahvehanedeydi. Kahvehanenin dumanlı havasında iskambil kâğıtları masaya vurulurken, babamın aklına o gece doğan kızı bile gelmemişti. Belki de doğum haberini aldığında yüzünü buruşturup sessizce çayından bir yudum almıştı. Çünkü onların gözünde kız çocukları önemli değildi. Bir kız çocuğu büyür, ergenliğe girer ve evlendirilirdi. Okumasına gerek yoktu. Hayal kurmasına da. Köyde birçok kızın kaderi buydu. Bazıları kaçmayı düşünürdü ama gidecek yolu bilmezdi. Bazılarının ise kaçmayı düşünecek kadar bile umudu kalmamıştı.