2.BÖLÜM:BİR BİTİŞ,AYNI ZAMANDA BAŞLANGIÇ
Yazar: ruzgargulu

Yazım Tarihi:18.12.2025 (Düzenlenme Tarihi: 19.08.2026) Yayınlanma Tarihi: 20.08.2026 2. BÖLÜM: Bir Bitiş,Aynı Zamanda Başlangıç Oysa hayat yeni başlıyordu, değil mi? Sadece, bazı başlangıçlar, eski bitişlerin gölgesinde kalıyordu İstanbul’un o bitmek bilmeyen, her saniyesi ayrı bir karmaşa olan, vapur düdüklerinin sürekli bir yerlere yetişmeye çalışır gibi uğuldayan günlerini geride bırakıp Ankara’ya, ait olduğum o tanıdık ve güvenli sessizliğe döndüğümde zihnim hala yol yorgunluğundaydı. Ankara, sanki benden bir şeyler bekliyor gibiydi. Şehir, kendi içinde bambaşka bir telaşın pençesindeydi. Bir buçuk haftadır mahallede mezuniyet cübbeleri, kepler, veda konuşmaları ve bitmek bilmeyen kutlamalar konuşuluyordu. Ayça ile başlayan, Tuğçe, Damla derken benim kendi mezuniyetimin ardındansa Ayşim ve en nihayetinde Bade ile finali yapan o yoğun zaman diliminin tozunu yeni yeni üzerimden atıyordum. İstanbul’dan yeni dönmüş, kendi mezuniyetimin o kısa molasını dahi veremeden kendimi yine bir tören kalabalığının içinde bulmuştum. Sanki hayat bizi bir yerden alıp başka bir yere savuruyor ve biz de nefes almaya çalışıyorduk. Bade’nin mezuniyet töreni günü fakülte bahçesine girdiğimizde, üzerimde o bir buçuk haftalık koşturmacanın getirdiği bir ağırlık vardı. Karan, Oğuz Ata, Doruk, Defne, Demir, Aras ve Damla ile beraber Bade’yi sahnenin önünde, o kalabalığın tam ortasında bulduk. Etrafımızdaki her şey vızır vızır işleyen bir makine gibiydi; birileri sürekli fotoğraf çekiliyor, birileri cübbesini düzeltiyor, birileri ise diplomasını almanın heyecanını taşıyordu. Havanın sıcaklığı, insanların birbirine karışan parfüm kokuları, heyecandan titreyen eller... Her şey bir mezuniyet ritüeli gibiydi ama içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şeylerin bitişi, aslında yeni bir şeylerin başlangıcından çok, eski bir defterin yavaşça kapanışıydı. Bade, kürsüye yürürken o kadar zarifti ki, tüm o mezuniyet karmaşasının ortasında adeta süzülüyordu. Diplomayı almak üzere sahneye adım attığında, bakışlarının bir an bile kalabalığın girişinden, o uzak kapıdan ayrılmadığını fark ettim. Birini bekliyordu. Gözleri kapıdaydı, sanki oradan çıkıp gelecek bir mucizeye kilitlenmişti. Bade’nin o anki beklentisi, elindeki diplomanın bile önüne geçmişti. İnsanın beklediği bir şey olduğunda, hele bu kişi o ise, en küçük hareketin bile bir anlamı olurdu. Gözleri kapıdaydı, oradan gelecek tek bir hareket her şeyi değiştirebilirdi. "Altı..." "Beş..." "Dört..." "Üç ..." "İki..." "Bir..." "Sıfır!" O an, binlerce kepin aynı anda gökyüzüne fırlatılmasıyla çıkan o ses, bahçeyi kaplayan büyük bir gürültüydü. Gökyüzü bir anlığına karardı, siyah kepler yaz güneşinin altında dağıldı. Herkes birbirine sarılıyor, kimse kimin kime sarıldığını umursamıyordu. Ben ise o kargaşanın içinde, Bade’nin gözlerini nereye diktiğine bakıyordum. Sahneden hızla, neredeyse dengesini kaybedecek kadar heyecanlı bir şekilde indi. Kalabalığı yarması, birini arayan gözlerle etrafı taraması, sanki mezuniyetinin başarısından çok o kişiyi bulmaya odaklandığını gösteriyordu. Ve sonra, kalabalığın arasından o tanıdık silüet belirdi. Alper Artun Alkaya. O an zaman durdu. Sanki dünya kendi ekseninde dönmeyi bıraktı ve sadece o görüntüye odaklandı. Alper... İstanbul’dan yeni dönmüş, zihnim henüz onunla ilgili anıları tartarken, karşımda duruyor olması göğsümün ortasında bir sızı bıraktı. Yıllar geçse de o mağrur, sarsılmaz duruşu hiç değişmemişti. Üzerinde törenin ciddiyetine inat sade, açık mavi bir gömlek vardı. Basit bir gömlek bile ona o kadar çok yakışıyordu ki, kalbimin ritminin değiştiğini hissettim. Alper, kalabalığın gürültüsüne aldırmadan, Bade’ye doğru yürürken sanki etrafındaki herkes silinmişti. O, bulunduğu ortama her zaman bir yabancı gibi ama aynı zamanda o ortamın tek sahibi gibi girerdi. Yine öyleydi. Bade onu gördüğü an duraksadı, sonra hızla abisinin kollarına atıldı. İkisi bir araya geldiklerinde, Bade’nin yüzündeki o şaşkın ifade, günün en hakiki detayıydı. Alper’in geleceğinden h…