7-BELİRSİZLİK
Yazar: gölgeli satırlar

Psikolojide insan kendini nerede güvende ve mutlu hissediyorsa zihni zamanı takip etmeyi bırakırdı. Çünkü rahatlayan bir zihin, tehlike ya da sorumluluk aramak yerine bulunduğu ana odaklanırdı. Bu yüzden sevdiklerinin yanında oturan bir insan, sohbetin akışına kapılır, kahkahaların arasına karışır ve geçen dakikaların farkına varmazdı. Saatler ilerlese bile ona yalnızca kısa bir an geçmiş gibi gelirdi. Zaman, sanki o anın içinde yavaşlamış ya da durmuş gibiydi; oysa gerçekte akmaya devam ederdi. İnsan ancak ayrılık yaklaştığında ya da saate baktığında gerçeği fark eder, o huzurlu anların düşündüğünden çok daha uzun sürdüğünü anlardı. Dün gece de benim için öyleydi. Yanımda en sevdiklerim vardı, kardeşlerim… Gece biraz daha ilerlediğinde onlarla mutluluğumu, başarımı paylaşmıştım. Hepsi kendi başarısı gibi mutlu olmuş, beni tebrik etmiş, şampanya patlatarak bu anı kutlamıştık, tabi birde Umay bol bol fotoğraf çekerek bu anları ölümsüzleştirmişti. Dünden hatırladıklarım sadece bunlar değil birde sürekli üzerimde olduğunu hissettiğim bir çift mavi gözdü. Her göz göze geldiğimizde hareketlerim yavaşlıyor, kalbim hızlanıyordu. Ama tekrardan masaya dönünce yüzümdeki kahkaha büyüyor az önce yavaşlayan dünyam tekrardan hareket kazanıyordu. Masanın üzerinde çalan telefonum dün geceyi düşündüğüm bulutu adeta dağıtmıştı. Arkaya yaslandığım sandalyemde doğruldum ve arayan kişiyi görünce bütün yaşam adeta enerjim düştü. Arayan Tolga’ydı, nerden baksan dün geceden beri yüz kere aramış ve mesaj atmıştı. Aramalarını inatla reddetmeme rağmen o ısrarla aramaya devam etmişti. Dün gece Umay merak ederek mesajlara baktığında Tolga’nın benimle konuşmak istediğini söylemişti. Ama onunla o gün ki konuşmamızdan sonra konuşmak istediğimi sanmıyordum. Telefon peş peşe iki kere çaldığında telefonu ne sessize aldım ne de aramayı reddettim. Ofisimde masamın karşısında kalan projelerime bakarak telefonumun melodisini dinledim. Telefonun melodisi bittiğinde odam sessizleşti ama hemen ardından gelen bildirim sesiyle ekran aydınlandı. Merakıma yenik düşerek telefonumun ekranını açtım. Sevgilim: Ahu seninle konuşmak istiyorum. Bu akşam saat yedi de seni almaya geleceğim. Bir arkadaşımın kulüp açılışına katılmalıyız. Sıkıntıyla oflayarak gözlerimi devirdim. Onunla görüşüp, konuşmak isteyip istemediğimi bilmiyordum. O gün ki konuşmadan sonra konuşmak istemiyordum ama belki de bu konudan daha fazla kaçmadın bu konuyu kapatmalıydım. Ani bir kararla telefonumu elime alarak Tolga’ya akşam onu beklediğimi kısaca yazarak tekrardan masanın üzerine bıraktım. Çalan kapıyla gözlerim kapıya kaydı “girin” komutumla kapı açıldığında geçen gelen stajyerleri, Ece ile Yusuf’u gördüm. “Hoş geldiniz.” Diyerek onları içeri buyur ederek önümdeki koltukları gösterdim. İkisi de çekingen adımlarla karşımdaki çift kişilik koltuklara oturdular. Ece elindeki dosyasını sıkarken, Yusuf sık nefesler alıp sürekli etrafına bakıyordu. Onlarda kendimi görmek garip hissettiriyordu. “Ellerinizdeki staj dosyalarını alabilir miyim?” diyerek elimi onlara uzattığımda Ece Yusuf’unkini de alarak bana getirdiğinde staj dosyalarını incelemeye başladım. Kimlik fotokopileri, öğrenci belgeleri, zorunlu staj yazıları vardı. Her birini tek tek inceledim ardından bilgisayarıma dönüp sistemdeki kayıtlarını açtım. Her şeyin prosedüre uyması gerekiyordu. Oda da sadece kağıt hışırtıları, klavye ve nefes sesleri duyuluyordu. “Evraklarınız tamam gibi,” dediğimde ikisi de birazcık rahatlamış gibiydi. Masamın üzerindeki ofis telefonuma uzanıp istediğim numarayı tuşladıktan sonra kulağıma götürdüm. Telefon ilk çalışı bitmeden hemen açıldı. “Buyurun?” “Esma, Hasan’ı da alıp odama gelir misiniz?” “Tabi ki” dedikten sonra telefonu kapattım. Bir süre sonra açılan kapıyla birlikte Esma ve Hasan göründü. Kendileri bölümlerinde iyiydiler ayrıca bu şirketin ilk zamanlarından beri beraberdik, bu şirket hakkında yeterli bilgiye ve işleyişine sahip oldukları için stajyerlerle en iyi onlar ilgilenebilirlerdi. Onları da içeri çağır…