Saklı Olan Karanlık

5-Kırılma Anı

Yazar:

Saklı Olan Karanlık - gölgeli satırlar kitap kapağı
Saklı Olan Karanlık kitap kapağı

Babamın ses gecenin karanlığında kulaklarımda çınladı. “Korktuğun şeyin ne olduğu önemli değildir, Ahu. Önemli olan ondan kaçmaman. Çünkü korkularından kaçtıkça onlar daha da büyür, sen onun üzerine gideceksin ki korkuların küçülsün.” Derdi. Bende her zaman onu dinlerdim. Peki şimdi kaçıyor muydum? Başımı koltuğun arkasına yasladım. Salonun geniş camlarından içeri süzülen soluk ışık, evi olduğundan daha sessiz gösteriyordu. Garajdan eve girdiğim andan beri bu sessizlik hiç bozulmamıştı. Sanki ev de benimle birlikte nefesini tutmuş gibiydi. Saçmalıyorsun, Ahu. Babamın sesiyle kendi sesim birbirine karıştı zihnimde. Kaçtığımı kabul etmek istemiyordum. Çünkü kaçıyorsam, ortada gerçekten korkmam gereken bir şey var demekti. Ve ben bunun sadece gereksiz bir tesadüf olduğuna inanmak istiyordum. Derin bir nefes aldım. Göğsüm hafifçe inip kalkarken, düşüncelerimin etrafında dönen o gergin düğümü zorla gevşetmeye çalıştım. Bu kadar büyütülecek bir şey yoktu. Bir zarf, birkaç cümle… Hepsi bu kadardı. Ne bir kanıt vardı ortada ne de gerçekten korkmamı gerektirecek somut bir durum. Başımı iki yana salladım, sanki zihnimin içindeki sesleri susturur gibi. “Bitti,” diye mırıldandım alçak bir sesle. “Bu kadar.” Babamın sözleri hâlâ zihnimin bir köşesinde duruyordu ama artık onlara tutunmak yerine, konuyu kapatmayı seçtim. Çünkü her ihtimali düşünmeye devam edersem, gerçekten var olmayan bir korkuyu kendi ellerimle büyütecektim. Ve ben buna izin vermek istemiyordum. Salonun sessizliği yeniden sıradan gelmeye başladı. Geniş camlardan süzülen soluk ışık, eşyalara yumuşak bir gölge düşürüyordu. Her şey her zamanki gibiydi. Ev güvenliydi. Ben güvendeydim. Bu düşünceye sıkıca tutundum. Dudaklarımda silik bir tebessüm belirdi. “Gerçekten saçmalıyorsun, Ahu,” dedim bu kez daha kararlı bir tonla. Konuyu zihnimde kesin bir çizgiyle kapattım. Zarf, mektup, hissettiğim o anlamsız huzursuzluk… Hepsini bilinçli bir şekilde düşüncelerimin dışına ittim. Gözlerimi yumdum ve aceleyle geri açtım. “Ay ben çiçekleri arabada unuttum.” Diyerek yanımdaki telefonumu da alarak ayağa kalktım. Salonun merdivenlerini çıkarak girişe ilerledim. Dolaptan üzerime şal aldıktan sonra ayaklarıma terliklerimi geçirdim. Kapının arkasındaki masanın çekmecesinden evin ve arabanın anahtarlarını aldım ve kapıyı açıp dışarı çıktım. Saat ilerleyince hava daha da soğuduğu için donmuştum. Hızlı adımlarla garaja doğru ilerleyip kapının kilidini açtım. Garaj kapısı ağır bir sesle aralanırken içeriden soğuk ve kapalı bir hava yüzüme çarptı. İçeri adım attığımda adımlarımın sesi beton zeminde yankılandı. Bir an için etrafıma göz gezdirdim; her şey her zamanki gibiydi. Loş ışığın altında duran arabam, garajın ortasında sessizce beni bekliyordu. Anahtarı avucumun içinde çevirip düğmesine bastım. Kısa bir “bip” sesi garajın içinde yankılanırken farlar bir anlığına yanıp söndü. Aracın ön yolcu koltuğuna ilerlediğimde beyaz çiçekler bana göz kırpıyordu. “Ya ben sizi nasıl unuttum?” Kapıyı açtığımda çiçeklerin kokusu arabanın her yerine yayılmıştı. Eğilip çiçekleri aldım. Kapıyı kapatıp arabayı geri kilitledim ve garajdan çıktım. Evin kapısına geldiğimde anahtarı yuvasına taktım. “Ahu.” Duyduğum sesle arkama döndüğümde bahçe kapısında ayak durmakta zorlanan onu görmeyi beklemiyordum. “Tolga.” Hemen evin kapısını açarak içerdeki sistemden bahçe kapısını açtım. Tolga içeri sarsak adımlarla girdi. Şaşkınlıkla kapının girişinde elimde çiçekle Tolga’yı izliyordum. Kapıya geldiğinde desek almak için omzunu duvara yaslayarak bana bakmaya başladı. Aramızdaki mesafeden içtiği alkolün keskin kokusu burnuma doldu. Tolga gülerek elimdeki çiçeklere baktığında onları içeri koymadığımı yeni fark ediyordum. “Vay güzelmiş.” Dedi dalga geçercesine. “Güzel seçmiş çiçekleri.” İmalı imalı konuşması içimdeki sinirin kapılarını açtı. Bir an gür bir kahkaha atmaya başladığında ayakta zor duruyor gibiydi. “Tolga, sen iyi misin?” diye sorduğumda kahkahası kesildi ama yüzündeki alaycı tebessüm hala dudaklarındaydı. “Kaç gü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku