Saklı Olan Karanlık

3-KESİŞEN YOLLAR

Yazar:

Saklı Olan Karanlık - gölgeli satırlar kitap kapağı
Saklı Olan Karanlık kitap kapağı

Elimde tuttuğum papatya buketi, soğuk rüzgarlı havaya direnmeye çalışıyordu. Her bir yaprağı, sessizliğin içinde kaybolmuş gibi görünüyordu. Mezarlığın ağır havası, üzerime çöken bir sessizlikle birleşince kalbim daha hızlı atmaya başladı. Mezarlık, dışarıdan bakıldığında sadece taşların, isimlerin ve tarihlerinin dizildiği soğuk bir mekân gibi görünürdü. Ama benim için çok daha fazlasıydı. Burası, hayatın sonrasında kalanların sessiz diliydi; kaybolanların, unutulanların ve bir daha geri gelmeyenlerin hikâyesini anlatan bir yerdeydi. Her mezar taşı, bir zamanlar bu dünyada nefes almış, sevinmiş, acı çekmiş birinin izlerini taşıyordu. Buraya geldiğimde, yalnızca geçmişle değil, kendi içimdeki karmaşık duygularla da yüzleşirdim. Mezarlık, hayatın acımasız gerçeklerini gözler önüne seren, insanın varoluşunu sorgulattığı bir alan gibiydi. Soğuk rüzgârlar, toprağın kokusu ve sessizlik, insanın ruhunda hem huzur hem de tarifsiz bir boşluk yaratırdı. Burası benim için, geçmişin yükünü hafifletip geleceğe dair belirsizliklerle baş etmeye çalıştığım, kendimle konuştuğum tek yerdi. Mezarlıklar, bir insanı gerçekten kaybettiğini kabullenmek zorunda kaldığın o acı gerçeğin ta kendisiydi. Birinin yanına geldiğini bilirsin; ona yakındır ayakların, nefesin, kalbin… Ama mezar sana cevap vermez. Ne sesini duyar, ne bakışını yakalarsın. Sadece suskun bir toprak ve ardında bıraktığı boşluk vardır. İşte insan, tam da burada anlar yokluğun ne demek olduğunu. Ayaklarım beni, yolunu ezbere bildiğim mezarın başına götürdü. Ne sağa baktım ne sola. Burada yönümü şaşırmam mümkün değildi; sanki her gelişimde aynı adımları atıyor, aynı mesafede duruyordum. Mezara yaklaştığımda durdum, baş ucuna değil, ayak ucuna. Hep yaptığım gibi. Başımı kaldırıp mezar taşına baktım. Üzerindeki ismi okumak için eğilmeme gerek yoktu. Harflerin her kıvrımı, her boşluğu zihnime kazınmıştı. Yıllar geçse de bazı isimler silinmiyordu; insanın aklında değil, içinin bir yerinde duruyordu. Elimde tuttuğum papatya buketini yavaşça toprağın üzerine bıraktım. Parmaklarım çiçeklerden ayrılırken içimde tuhaf bir sızı hissettim. Sanki bıraktığım sadece bir buket değildi; söylenememiş cümleler, yarım kalmış anılar, geri dönülemeyen zamanlardı. Mezara bakarken zihnim durmadı. Anılar, istemsizce ardı ardına geldi. Sesler, yüzler, suskunluklar… Bazıları netti, bazıları bulanık. Hangisi doğruydu, hangisi zamanla değişmişti bilmiyordum. Bildiğim tek şey, hepsinin hâlâ canımı acıttığıydı. Konuşmak istedim. Çok kez denediğim gibi. Ama yine olmadı. Kelimeler boğazıma kadar yükseldi, orada takılı kaldı. Dudaklarım aralandığında ise içimden geçen onca şeyden sadece biri döküldü dışarıya. “Özür dilerim.” Sesim rüzgârın içinde kayboldu. Cevap gelmeyeceğini biliyordum. Zaten burada insan cevap beklemezdi; sadece söylemesi gerekeni söylerdi. Bir süre daha öylece durdum. Sonra arkamı döndüm. Bu kez dönüp bakmadım. Ne mezara, ne papatyalara. Bazı vedalar, ikinci bir bakışı kaldırmazdı. Adımlarımı mezarlıktan dışarı doğru attığımda, geride bıraktığım şey sadece bir mezar değildi. Ama bunu kabullenmek için hâlâ zamana ihtiyacım vardı. Mezarlıktan çıktığımda kapının demir sesi arkamda yankılandı. Ses, kısa bir anlığına kulaklarımda asılı kaldı; sonra yerini ağır bir sessizliğe bıraktı. Arabaya bindiğimde kapıyı kapatmadım hemen. Bir süre koltuğa yaslanmadan, öylece oturdum. Direksiyonun üzerinde duran ellerim, sanki biraz önce bıraktığım yerle aramda kalan mesafeyi kapatmaya çalışıyordu. Parmaklarımı hafifçe sıktım. Soğuktu. Motoru çalıştırmadan önce derin bir nefes aldım; o nefesle birlikte mezarlığın soğuğu içimden çıkmadı ama en azından yer değiştirdi. Göğsümde başka bir yere çekildi, daha katlanılır bir hâl aldı. Anahtarı çevirdiğimde motorun sesi, sessizliği yarıp içeri doldu. Yola koyulduğumda şehir, hiçbir şey olmamış gibi akıyordu. İnsanlar yürüyordu, arabalar geçiyordu, vitrinler ışıl ışıldı. Hayat, birinin durmuş olmasını umursamadan kendi hızında devam ediyordu. Annemin ayarladığı görüşme zih…

Bölümün tamamını WritePad'de oku