Saklı Olan Karanlık

2-GERİ DÖNÜŞ

Yazar:

Saklı Olan Karanlık - gölgeli satırlar kitap kapağı
Saklı Olan Karanlık kitap kapağı

Uçak, İstanbul hava sahasına girdiğinde kabinin içi loştu. Özel jetin sessizliği, sıradan bir uçuşun telaşından uzaktı. Camdan dışarı bakıyordum; aşağıda beliren şehir, yıllardır dokunmadığım bir dosya gibiydi. Yanımdan geçen hostes, kısa bir duraksamayla bakışlarını üzerimde gezdirdi. Dudak kenarında beliren o tanıdık tebessüm, ses tonuna yumuşak bir kıvrım ekledi. “İnişe geçiyoruz, bir isteğiniz var mı?” Başımı hafifçe salladım. Gözlerimi şehirden ayırmadan, kısa bir “Hayır,” dedim. Ne bakışını karşılıklandırdım ne de sesindeki daveti. Tekerlekler piste değdiğinde uçak hafifçe sarsıldı. Metalin asfalta sürtünme sesi, kabinin sessizliğini yırtıp geçti. Emniyet kemerimi çözmedim hemen. Bir an daha yerimde kaldım; sanki kalkarsam, bu şehir gerçekten başlamış olacaktı. Daha fazla kaçamayacağımı anladığım da kemerimi çözdüm ve ayaklandım. İstanbul’un havası yüzüme çarptı. Merdivenlerden inerken durdum. Ne tamamen soğuk ne de tanıdık bir sıcaklık… Nemli, ağır ve fazlasıyla dolu. Ciğerlerime çekerken, bu havanın içinde yalnızca oksijen olmadığını hissettim. Yarım kalmış cümleler, üstü örtülmüş hatıralar, hiç söylenmemiş vedalar, acılar vardı. Bazı şehirler insanı karşılamaz; üstüne kapanır. İstanbul da benim için öyleydi. Ayarlanmış araç birkaç metre ötedeydi. Siyah, alışıldık. Şoför beni tanıyordu; başıyla selam verdi, fazlasına gerek duymadı. Bu gelişin bir rutin olmadığını ikimiz de biliyorduk ama kimse dillendirmedi. Arka koltuğa oturduğumda kapı kapandı. Camlar yukarı kalktı. Şehir, kalın bir camın arkasında kaldı ama ağırlığı içeri sızdı. Bu kez gelişimin süresi belli değildi. Araç hareket ettiğinde İstanbul akmaya başladı. Aynı yollar, aynı binalar. Hepsi tanıdık. Ama tanıdık olan her şey, insanı daha sert yakalar. Çünkü kaçacak yer bırakmaz. Başımı arkaya yasladım. Kısa gelişlerde sayardım zamanı. Kaç saatim kaldığını, hangi gün döneceğimi bilirdim. Şimdi ise dönüş tarihini düşünmüyordum. Bu da içimde garip bir huzursuzluk yaratıyordu. Trafik, sabahın içinde ağır ağır genişleyen bir baskı gibiydi. Korna sesleri, ani frenlerle kesilen akış, kırmızı ışıkta biriken sabırsızlık… Hepsi tanıdıktı. Ayda birkaç günlüğüne geldiğimde bu karmaşa, uzaktan izlenen bir manzaraya benzerdi; camın arkasında kalır, bana değmezdi. Şimdi ise ilk defa içindeymiş gibiydim. Akışın bir parçasıydım. Kaçacak bir yön yoktu; şehir, etrafımı sessizce sarıyordu. Şoför direksiyon başında sakindi. Hareketleri ölçülüydü ama İstanbul ölçü tanımazdı. Işıklar ardı ardına yanıp sönüyor, yollar daralıp genişliyor, insanlar bir yerlere yetişmenin telaşıyla akıyordu. Herkesin bir hedefi vardı. Benimse yoktu. Bu fark, içimde garip bir boşluk açıyordu. Bir yere yetişme ihtiyacı insanı diri tutar; yönsüzlük ise ağırlaştırırdı. Zaman ilerliyor, şehir akıyordu ama ben olduğum yerde sabitlenmiş gibiydim. Camdan dışarı baktım. Aynı caddeler, aynı binalar. Hiçbiri değişmemişti. Değişen bendim belki de. Kısa gelişlerde İstanbul’la aramda mesafe olurdu. Ne kadar kalacağımı, ne zaman döneceğimi bilirdim. Bu bilgi, şehri katlanılır kılardı. Şimdi ise bu yolculuğun bir dönüşü olduğunu bilmek, her saniyeyi daha ağır hale getiriyordu. Araç dur-kalk yaptıkça düşüncelerim de aynı ritmi tutturdu. İleri, dur. İleri, dur. Ne tamamen ilerleyebiliyor ne de geride kalabiliyordum. İstanbul, insanı böyle yakalardı. Acele ederken bile durdurur, ilerlerken bile bekletirdi. Ve insan, fark etmeden, bu bekleyişin içinde kendisiyle baş başa kalırdı. Araç bildiğim yollardan evin yollu göründüğünde, içimdeki o his netleşti. Araç yeniden yavaşladığında telefonum cebimde titreşti. Ekrana bakmadan kimin olduğunu anlamıştım. Bazı insanlar, daha aramaya başlamadan varlıklarını hissettirirdi. Bir an görmezden gelmeyi düşündüm. İstanbul’un gürültüsünde kaybolabilirdi bu arama. Ama titreşim durmadı. Israrcıydı. Telefonu açtım. “İndin mi?” dedi sesi. Ne hâl hatır vardı ne de gereksiz bir giriş. Her zamanki gibi doğrudan. “İndim,” dedim. Gözlerim hâlâ camın dışındaydı. “Yoldayım.” Kısa bir sessizlik oldu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku