Saklı Olan Karanlık

Giriş

Yazar:

Saklı Olan Karanlık - gölgeli satırlar kitap kapağı
Saklı Olan Karanlık kitap kapağı

Şehir o gece olağan ritmini sürdürüyordu. Işıklar yanıyor, yollar doluyordu. Kimse, merkezdeki o otelin üst katında zamanın durduğunu bilmiyordu. Oda sessizdi. Kapı kapalıydı. Perdeler içeriyi gizliyordu. Camdan sızan şehir ışıkları, yerdeki gölgeleri uzatıyor; eşyaların kenarlarını keskinleştiriyordu. Masanın üzerinde devrilmiş bir bardak vardı. İçindeki içki, halıya doğru yayılmıştı. Adam hareketsizdi. Birkaç saat önce bu odada konuşmalar yapılmıştı. Kısa ve gerçeklerin söylendiği cümleler. Sert bakışlar, soğuk ifadeler. O anlarda kimse sesini yükseltmemişti. Bağırış, kavga, panik yoktu. Her şey fazlasıyla kontrollüydü. Sonra kontrol kaybolmuştu. Odanın içinde belirgin bir karmaşa yoktu. Bu, ani bir öfkenin değil; planlı bir anın izlerini taşıyordu. Sandalye devrilmemişti. Masadaki evraklar yerindeydi. Sadece olması gereken bir şey, artık olmaması gereken bir hâle gelmişti. Kapı kilitliydi. Kartlı giriş sistemi, o saat aralığında yalnızca birkaç geçiş göstermişti. Otel kayıtları kusursuzdu, en azından ilk bakışta. Güvenlik kameraları ise koridoru gösteriyordu ama odanın içini değil. Kim girip çıkmıştı, kim ne kadar kalmıştı… Bunlar net değildi. Pencere hafif aralıktı. Şehirden gelen uğultu, odanın içine sızıyor ama hiçbir şeyi açıklamıyordu. Sadece dışarıda hayatın devam ettiğini hatırlatıyordu. Komodinin üzerinde bir telefon vardı. Ekranı karanlıktı. Son gönderilen mesaj tek kelimeydi. “Bitti.” Kime gönderildiği bilinmiyordu. Görevliler durumu fark ettiğinde saat çoktan ilerlemişti. Haber, olması gerektiği gibi sessizce yayıldı. Önce birkaç kişi öğrendi. Sonra birkaç kişi daha. Ama kimse yüksek sesle konuşmadı. Çünkü bu tür ölümler, gürültüyü sevmezdi. Adamın adı kısa sürede fısıltılar arasında dolaşmaya başladı. Yurt dışı bağlantıları, yeraltı masaları, yarım kalan anlaşmalar… Herkes bir ihtimalden söz ediyordu ama kimse kesin bir şey söyleyemiyordu. Tek bir şey belliydi: Bu, sıradan bir ölüm değildi. Ve bunu yapan kişi, arkasında iz bırakmamıştı. O geceden sonra şehir aynı görünse de dengeler değişmişti. Bazı kapılar kapanmış, bazıları ise sessizce aralanmıştı. Ve henüz kimse bilmiyordu ama bu hikâyede asıl soru “kim öldürdü?” değildi. Asıl soru şuydu: Bu ölüm kimin yolunu açmıştı?

Bölümün tamamını WritePad'de oku