SAKLI KELEBEK

SAKLI KELEBEK | GİRİŞ

Yazar:

SAKLI KELEBEK – Rossoball kitap kapağı
SAKLI KELEBEK – Rossoball kitap kapağı

Bölüm görselleri

SAKLI KELEBEK - SAKLI KELEBEK  | GİRİŞ bölüm görseli 1
SAKLI KELEBEK - SAKLI KELEBEK | GİRİŞ bölüm görseli 1

Umarım onları çok seversiniz. Bu hikaye kavuşan fakat ayrılmak zorunda kalan. Yine de içlerindeki sevgiyi bitiremeyen bir çifti anlatıyor. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın!! Hikayeye başlama tarihleri > Keyifli okumalar. SAKLI KELEBEK | GİRİŞ Kapı sert darbelerle çaldı. Biri yumruğunu sıkmış kapıya hiç durmadan vuruyordu. "Gel!" dedim elimdeki dosyalardan gözlerimi çekerek. İçeri Ferhat girdi. "Hocam acil çağrı geldi!" Elimdeki kalemi masaya bıraktım. Ayağa kalktığım gibi kapıya doğru ilerledim. "Nesi varmış?" diye sordum. "Otuz yaşında bir, Polis." dedi Ferhat. Bir an için adımlarım duracak gibi oldu. Polis... O bir polis demişti. Nedensizce içimi bir korku saplandı. Yıllardır yurt dışında doktorluk yapıyordum. Son görev aldığım yer bir kasabaydı. Oradaki insanlara yardım etmek ve onları iyileştirmek harika bir histi. Fakat bir gün telefonum çaldı. "Türkiye'ye geri dönebilir misin? Sana burada ihtiyaç var. Kardeşin seni burada bekliyor." Kardeşim. Evet, o küçük bir kız çocuğu ve benim kardeşim; Açe. Daha on iki yaşında ve bir nakil bekliyor. Bünyesi o kadar zayıf ki nakil işlemi yapmak bile riskli. Fakat ben... Evet, ben onun nakil işlemini yapacak kişiyim. Annem beni o gün aradığında aslında açmayacaktım. Çünkü onun yüzünden hayatım bitmişti. Ama yine yapamadım. Anne işte. İnsan ne kadar kırılsa da üzülse de bir şey gelmiyor elinden. Çünkü o bir anne. Seni dokuz ay taşıyan, büyüten bir anne. "Nesi var?" dedim tekrardan dalgınca. Ferhat "Bıçaklanma." dedi. Tam o an acil kapısına gelmiştik. İçimde anlam veremeyeceğim garip bir his vardı. Koyu kestane saçlarımın savrulmasıyla beraber onların açık olduğunu fark ettim. Elimi önlüğümün üstüne astığım kelebekli tokamı aldım. İlk önce tokayı elime alınca duraksadım. Bunu bana o vermişti. Bir insan koptuğu birinden, kalan parçayı yanında taşımaya devam edebilir miydi? Ben ediyordum işte. Bu denklemde ise çok büyük bir hata vardı. Daha fazla düşünmeden saçımı hızlıca topuz haline getirerek yukarıdan kelebekli tokamla topladım. Boynum ferahlamıştı birden. İyi gelmişti. "Hocam hasta geldi!" dedi kapıdan giren hemşire. Ambulansın sesi bütün hastaneyi sardı. Tam kapı girişinde durduğu an gözlerim ilk ambulansın arkasından duran polis arabasına takıldı. İçinde tanıdık bir yüz görmedim. Derin bir nefes aldım. Hastayı indirmek için ambulans görevlileri dışarı çıktılar ve kapıyı açtılar. "Açılın gelen hasta polis! Lütfen hanımefendi şöyle geçin acil bir hasta geliyor!" dedi diğer hemşireler. Benim ise gözlerim kapıdaydı. Yavaşça arabadan sedye indiğinde başımı eğdim. Göğsüm daralır gibi oldu. Bu anlamsız hissi çözmemiştim. Sürgülü kapının açıldığını duydum. Bir hemşire hızla yanıma geldi."Hasta Polis. Otuz yaşında ve tekrarlayan hastalığı yok. İlaç da kullanmıyor. Bir madde bağımlısı tarafından karın boşluğundan bıçaklanmış." dedi. Kafamı kaldırdığımda bana doğru gelen sedyeye baktım. Zaman işte o an durdu. Dudaklarım aralandı ama tek bir kelime diyemedim. Sadece zihnimden yaşanan bütün anılar geçti. Sedye yanımdan geçerek ilerlediğinde şaşkınlığımı bir kenara bırakarak arkasından koştum. Fakat içimde ki o his büyüdü. Korku, endişe... Hayır, bunlar değil. Özlem. Sedye durduğunda bende içeri girdim ve sedyeye doğru yaklaştım. Başucunda durdum. Gözleri kapalıydı. Neden kapalıydı? Yarası çok mu kötüydü? Başımı çevirerek yarasına baktım. Tişörtünü kesmişlerdi ve yarası olduğu gibi ortadaydı. Yarası çok derin durmuyordu. Hiç beklemeden yanda duran eldiveni aldım ve ellerimi içine geçirdim. "Hocam, biz gelene kadar tampon yaptık. Fakat yaranın temizlenmesi ve dikiş atılması gerek. Bir de kan testi lazım." dedi Paramedik. "Tamam, artık gerisi bende." dediğimde yarasına doğru yaklaştım. "Zilal." dedi o ses. Bu onun sesiydi. Kafamı yavaşça kaldırıp ona baktım. Gözerini açmış bana bakıyordu. Dudaklarımı araladım. İsmini yıllar sonra ilk defa söyleyebildim. "Bolat Sancar..." Gözlerime o bal rengi gözleriyle öyle bakıyordu ki bir an için eski halimizi hatırlattı. "Döndün mü?" dedi. Ben ise tekrarda…

Bölümün tamamını WritePad'de oku