TANITIM
Yazar: Tuba Ertan

Bölüm görselleri

Tek bir şarkıya sığacak okuyacağınız bu satırlar. Bile isteye böyle yazıldığından size bunu açıklamam gerekiyor ki benimle birlikte siz de o tek şarkıya sığdırın bu bölümü. Bu bölüm tek bir şarkıya sığıyor olabilir ancak kalbimde bıraktığı acının hacmi dünya kadar... DİKKAT! ‼️ Hepinize keyifli okumalar dileyemeyeceğim kadar ağır içeriklere sahip okumaya niyetlendiğiniz bu bölüm. Bu yüzden eğer 18 yaşından küçükseniz ve tecavüz, yaralama, psikolojik sorunlar gibi anlatılar sizi rahatsız edecekse okumanızı tavsiye edemem!!! LÜTFEN BU UYARIYI DİKKATE ALIN! https://youtu.be/Ng6WLW7MI30?is=pDwJ8I_Mfid35hfz (Şarkıya buradan ulaşabilirsiniz.) ☀️🌙 *Perdenin Ardındakiler: SANRILAR. Her gece kalbimde sanrılar Ayırt edemiyorum geceyi, gündüzü, yüzünü Her sözüm yalan Bana neden hiç sarılmadın? Bahçemizde çiçek açmadı, yok olduk Beni bir tek alkol anladı Tükendi artık haykırışlarım Beni sürgün ediyor tanrım Senden çok uzaklara Doğruyu düşünemiyorum artık Belki bi' ödüldür belki de ceza Belki de ceza ... (Geceye ait) 11 Kasım 2020 Bir varmış&Bir ölüymüş... Masalın başlangıcı rüzgarın ağaçları yalayıp geçtiği ılık bir temmuz gününde olmamışsa okuduğunuz şey bir masal değildir. Bir varmışlar ve bir yokmuşlar benim için bir varmış bir ölüymüşten ibaretti artık. Sonun başlangıcı tenimi ısırıyordu. Soğuktu, yalnızlıktı ve hatta kanın metalik kokusuydu ölüm. Yılanların, akreplerin ve dahi bütün o haşeratların kemirdiği ruhumda çıplak bedenimde kalabilecek kadar güç yoktu artık. Parmaklarımın arasında tuttuğum mavi çiçek desenli fular ise ölümle aramda kalan son gerçek şey olabilirdi. Ona bile sıkı sıkı tutunamazken yaşayacağıma inancım kalmamıştı. Biliyordum. Ölüm buradaydı. Yanı başımda da değildi üstelik bizzat gözlerimin içine bakıyordu. Buz mavisi hareleri olabilirdi bir ölüm meleğinin hatta yakışıklı bir yüzü, keskin hatları ve kalın kaşları. Nutkum tutulmuştu bu gördüklerim karşısında. Bütün bunların dünya üzerindeki en muhteşem görüntüyü ortaya çıkartabiliyor oluşu şaşırtıyordu yalnızca beni. Korku her yerdeydi. Kırık dökük zihnimi yıllardır işgal ediyor ve minik bir kalp krizinin yaşatacağı kadar büyük bir sarsıntı bırakıyordu bedenimde. Nefes almak... ah.. o kadar zordu ki artık dayanabileceğim kısmı çoktan geçmiştim. Buz mavisi hareler yarım yamalak açık kalan gözlerimin hizasında titreşirken düşünebildiğim tek şey bu denli güzel bir ölümü nasıl hak ettiğimdi? Derinlerinde koyu mavileri çevreleyen açık maviler vardı. Dikkatimi toplayıp olan biteni takip etmemi ancak bu kadar güzel bir manzara sağlayabilirdi sanırım. Boğazımdan yükselen hırıltılar kulağıma ulaşıyordu hala. Bunun dışında hala hissiyatı yerinde olan tek yerim olan sırtımda da sıcak bir elin varlığını hissedebiliyordum. Gerisi ise hiçlikti. Kocaman bir boşluğun içinse toz tanecikleri ile birlikte süzülüp duruyordum dakikalardır. Yaşamdan vazgeçmek zor değildi hiç yaşamadığınız bir ömre sahipken. Benim için de zor olmamış hatta buruk bir gülümseme ile karşılamıştım onu. Kabul etmiştim. Direnç yoktu, çaba yoktu. Etrafımda fısıltılar vardı sanki. Binlerce ses aynı anda beynimde dönüyor ve ortaya mantıklı tek bir kelime bile çıkmıyordu. Gözümü açmayı denemiştim. Bir kaç kez de değil üstelik. Karın ortasında serilip kaldığım andan beri tek çabam buna yönelikti. Neyi görmeyi beklediğimi ise bilmiyordum. Zira hala sağlam bir insan bedenine sahipken hiç bakma çabam olmamıştı bu dünyaya. Şimdi ise görmek istediğim tek şeyin ölüm meleğimin güzel yüzü olduğunu sanıyordum. Emin olamıyordum. Geri sayımın sonralarına yaklaşırken dudaklarımı bir nebze aralayarak alabileceğim en büyük nefesi alarak doldurdum ciğerlerimi. Kanın kokusu yoğundu. Aldığım nefesle birlikte ciğerlerime aynı anda hem bu koku hem de katlanılmaz bir acı dolmuştu. Midemin kasılarak bulandığını hissettim. Eğer hareket edebilseydim öğüre öğüre kusardım bütün bu acıyı. Mümkün değildi elbette. Sırtımdaki elin altında kıvrandığımın farkındaydım. Eğer gerçekten bir ölüm meleği beni kanatlarının altına almışsa işini çok…