SAHTE ÖZGÜRLÜK : KAFES

ALTINCI BÖLÜM — SİLAH

Yazar:

SAHTE ÖZGÜRLÜK : KAFES – VESPER kitap kapağı
SAHTE ÖZGÜRLÜK : KAFES – VESPER kitap kapağı

LİVİA Kafese erken geldim.Uyuyamamıştım. Ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu,bu yüzden sızlanmak yerine sadece kalktım, hazırlandım ve geldim. Kapıda güvenlik görevlisi başını kaldırdı. Gözlerimiz buluştu. Sonra başını eğdi ve kapıyı arkamdan kapattı. Bir hafta öncesine kadar durum böyle değildi. İlk gece ben de onlara yabancıydım, onlar da bana. Şimdi tanıyorlardı. Clara Weiss bu binanın bir parçasıydı. Ne zaman olmuştu bu? Soruyu bıraktım. Cevabı önemli değildi. Önemli olan şuydu,olmuştu. Ve olan şeyler geri döndürülemezdi. Koridorda odama doğru yürürken soyunma odasının ışığının yandığını gördüm. Odada kim var diye bakmak için odaya girdiğimde, Eli'nin soyunma odasında olduğunu gördüm.Durdum. İçerisi sessizdi.Kapıyı ittim. Eli soyunma odasında yarı baygın bir şekilde oturuyordu. Elleri dizlerinde, sırtı duvara yaslanmış. Gözleri açıktı ama bakışı odada değildi; zihninin içinde bir yerlerdeydi, çok derinde, kolay çıkılamayacak bir yerde. "Eli." Başını kaldırdı. Yavaşça. Önce bana baktı,sonra tanıdı beni. Ardından gülümsedi.Bir şey sormadım. Sadece yanına oturdum. Eli konuşmak için sormama ihtiyaç duymayan insanlardandı; hazır olduğunda konuşurdu. Beklemeyi biliyordum. "Daha uzundu bu gece." dedi sonunda. O boşluk. Gece yarısı uyanma. Var olmayı bırakma durumu. "Ne kadar uzun?" "Bilmiyorum. Sayamıyorum o anda. Ama..." Elleri dizlerinde sıkıştı. "Sabah kalktığımda yorgunluk farklıydı. Uyumamış gibi değil. Başka bir şey gibi. Sanki bir yere gitmiştim ve dönmüştüm." Çantama uzandım. Defterimi çıkardım. Kalemim hazırdı. "İzin verir misiniz?" Eli başıyla onayladı. Yazmaya başladım. Sorular sordum; doz miktarı ile ilgili,son alım, boşluk hissetme süresindeki değişim, sabah yorgunluğunu 10 puan üzerinden değerlendirmesi gibi sorular. Eli sabırla cevapladı. Her cevapla sayfada bir şey daha belirginleşiyordu. Reset birikiyordu. Her doz bir öncekinin üzerine ekleniyor, amigdalanın o kapanıp açılma ritmi her seferinde biraz daha derin bir iz bırakıyordu. Uyku sırasında uzayan o boşluk, uzadıkça uzuyordu ve uzamanın bir sınırı vardı. O sınırı düşündüğümde kalem sayfada durdu. Eli bana baktı. "Ne buldunuz?" "Henüz bir şey bulmadım," dedim. "Ama ne arayacağımı biliyorum artık." Bu doğruydu. Çözüm hâlâ yoktu. Ama şekli belirginleşmişti; beynin sıfırlandığı anda kendini tutacağı bir çapa. Kimliğin en temel katmanı. Ben buradayım dedirtecek kadar küçük ama yeterince güçlü bir sinyal. Yeterli miydi bu? Bilmiyordum. Ama en azından bir yönüm vardı artık. Daha önce Mariayla başlattığım şeyin nerede koptuğunu görüyordum. Kopuğu nerede bulacağımı henüz bilmiyordum. Çünkü Maria'ya söz vermişim gibi hissediyordum. Maria hiçbir zaman duymayacaktı bu sözü. Ama ben duyuyordum aklımın köşelerinde. Eli'nin odasından çıkarken güneş çoktan tepeye çıkmıştı. Telefonumu çıkardım. Albert'ın mesajı sabah erken gelmiş, görmemişim. MESAJ: Bugün. Bildiğin yer. İki saat sonra. Raze'i buldum. Koridorun sonunda telsizle konuşuyordu, sırtı bana dönüktü. “Raze.” diye seslendim. Bana döndü. "Eli'nin durumu iyi değil." dedim. "Dışarıdan bazı malzemeler temin etmem lazım. Kafesin stoğunda yok." Raze döndü. Baktı. Eli'nin adını duyunca yüzünde bir şey geçti; çok hızlı, ama oradaydı. Eli Kafes'in değerli bir dövüşçüsüydü. "Ne kadar sürer?" "Birkaç saat." Başını salladı. "Akşam üstüne kadar dön.” Başımla onayladım ve çantamı aldım,önlüğümü çıkarttım ve hızlıca kafesten çıktım. İşte başlıyoruz. Albert’la buluşma noktamıza 15 dakikada geldim. Albert masada oturuyordu. Önündeki kahve soğumuştu. Yüzünde gece uyumamış birinin o hafif ağırlığı vardı. Oturdum. Albert masaya yaslandı. Sesi alçaldı ama tonu değişmedi; aynı nötr, ölçülü sesle konuşmaya başladı. "Dün gece bir saldırı olduğunu duydum." Durdum. İçimde bir şey gerildi. Sadece bir saniye. Sonra gevşedi. Albert biliyordu. Albert her şeyi takip ediyordu. Kafesin içinde, dışında, her halkada. Ben orada değilken de, ben uyurken de. Bu operasyonun arkasında devletin gözleri vardı ve o gözler kapanmıyordu. “Güvendeyim.”…

Bölümün tamamını WritePad'de oku