DÖRDÜNCÜ BÖLÜM — ANOMALİ
Yazar: VESPER

LİVİA- Birkaç gün sonra Raze o gece yoktu. Telsizden biri bir şey söyledi anlamadım, sonra çıktı. Kafes'i bana bıraktı. Ya da bırakmadı, yukarıda biri mutlaka izliyordu. Ama görünürde ben yalnızdım. Bu bir testti. Bunu biliyordum. Kafeste her şey bir testti; her soru, her sessizlik, her beklenmedik yalnızlık. Eli bunu söylemişti. Architect insanları izlerdi. Neyi aradığını bilmeden izlerdi; sadece bekler, bir şeyin yüzeye çıkmasını beklerdi. Ben yüzeye bir şey çıkarmayacaktım. Tezgâhın başına geçtim. Malzemeleri kontrol ettim. Flakonları saydım. Elimdeki defteri açtım; Raze'nin bıraktığı, o gece müdahale edilecek dövüşçülerin listesi. Standart rutin. Ama ellerim kendi kendine durdu. Defterin boş bir sayfasına baktım. Eli'nin o cümlesi hâlâ zihnimin bir köşesinde duruyordu. Var olmayı bir an için bırakıyorum. Ve onun ardından kendi düşüncem: reset mekanizması. Amigdalanın kapanıp açılması. O milisaniyelik boşluk. Kalem elimdeydi. Yazmaya başladım. İlk başta düzensizdi. Kelimelerle değil, sembollerle not alıyordum deftere formülün parçalarını, nörotransmitter döngüleri, amigdala ile prefrontal korteks arasındaki o bağlantı noktasını. 6 ay önce Maria hakkında yazdığım notların dili. O dili unutmamıştım. Hiçbir zaman unutmamıştım; sadece gömmüştüm derinlere, Maria'nın dosyasının yanına. Ama ellerim hatırlıyordu. Reset mekanizması istemli olan bir şey değildi. Beyin kapanmıyordu çünkü öyle programlanmıştı. Bazı anlar kapanıyordu çünkü formül ona kapanması için alan açıyordu. Korku devre dışı kalınca amigdala dinlenme moduna geçiyordu. Ve her dinlenme bir sıfırlama bırakıyordu. Sorun bu değildi. Sorun, o sıfırlamanın uyku sırasında uzamasıydı. Uyanıkken beyin hızlıydı; o boşluğu fark etmeden dolduruyordu. Ama uyurken bilinç yavaşladığında, o birkaç milisaniye uzuyordu. Saniyeye. Bazen daha fazlasına. Ve o anda insan, kendinden önceki hiçliği yaşıyordu. Kalemimi sayfada durdurdum. Çözüm neydi? Sıfırlamayı kaldırmak mümkün değildi; bu formülün çalışma prensibini değiştirirdi. Ama sıfırlamayı kısaltmak, o boşluğu dolduracak bir köprü mekanizması eklemek mümkündü. Teorik olarak. Beyin sıfırlandığında, yeniden başlarken kendini hatırlayabileceği bir şeye ihtiyacı vardı. Bir çapaya. Kimliğe değil, kimliğin en temel katmanına. Ben buradayım dedirtecek kadar küçük, ama yeterince güçlü bir sinyal. Elimdeki kalem hızlandı. Bunu daha önce neden düşünmemiştim? Cevabı biliyordum. Çünkü düşünmek istememiştim. Çünkü düşünmek Maria'ya geri dönmek demekti. Ve Maria'ya geri dönmek, başlattığım şeyi bitirmek zorunda olduğumu kabul etmek demekti. Sayfayı kapattım. Defteri cebime koydum. O an kapı açıldı. Architect içeri girdi. Elinde bir dosya vardı, ama dosyaya bakmıyordu. Bana bakıyordu. O hesaplayan, ölçen, not alan bakış. Ve altında, çok derinlerde, her zaman hissettiğim o başka şey. Durdum. O tanıdıklık hissi yeniden geldi. Bu sefer daha güçlüydü; sadece yüzde değildi, seste de vardı, yürüyüşte de, odaya girişinde ki o belirli ağırlığında da. Bu ağırlığı daha önce hissetmiştim. Nerede? Masaya yürüdü. Dosyayı bıraktı. Pencereye döndü. Şehre baktı. Ve ben o an, sırtı bana dönükken, bir şeyi fark ettim. Omuzlarını. Yüzü kontrollüydü. Sesi kontrollüydü. Ama omuzları, ceketin o düz dikişleri boyunca, çok hafifçe inip kalktı. Sanki tuttuğu nefesini bırakmıştı. Aynada gördüğüm bir hareketti. Kendi omuzlarımda, bir şeyin ağırlığını taşırken, kimse bakmazken yaptığım o küçük bırakış. Zihnimde bir şey döndü. Hızla, beklenmedik biçimde. Bar. Loş ışıklar. Amelia'nın gülüşü uzakta. Ve yanıma gelen o adam koyu ceketli, kutlamaya ait olmayan o ağırlık. Ama o gece gelen Marcus'tu. Bu adam farklıydı. Bu adam— "Bir şey mi söylemek istiyorsunuz?" Sesi düşüncelerimi böldü. Pencereden bakan gözleri bana bakmaya başladı.Gözleri bendeydi. Düşüncelerimin ipliği koptu. "Hayır," dedim. Birkaç gün geçti. Kafes'te bir ritim oluşmuştu; her gece aynı koridorlar, aynı flakonlar, aynı yüzler. Dövüşçüler beni tanımaya başlamıştı. Clara Weiss artık yabancı değildi. Bu iyi bir şey…