YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM-BEKLENMEDİK MİSAFİR
Yazar: VESPER

ARCHİTECT Livia ofisimden çıktığında aklıma kara kaplı defter ile ilgili konuşma geldi. Defter. Sahip olduğun kara kaplı bir defter varmış. Bu bilgiyi kim biliyordu? Zihnimde saydım. Ben, Marcus ve Raze. Sadece üçümüz bu bilgiye sahiptik. Livia değildi, bundan emindim. Hem kafese yeni gelmişti hem de bu bilgiyi ona ancak ben verebilirdim, ki vermedim henüz sadece böyle bir defterin olduğunu duydu. Marcus ve Raze’den biriydi. Zihnimdeki bu düşünceden kameralardan çıkan sesle sıyrıldım. Livia gelmiş, kapıyı açıp içeri girdi. Elinde yeni telefonu, yüzünde bir heyecan vardı. Defteri düşünmemi bir anlığına unutturacak kadar parlak bir heyecan. "Aşkım, müsait misin?" "Senin için her zaman müsaitim." Karşımdaki koltuğa oturdu, bacak bacak üstüne attı. "Yarın öğlen Damian'nın bölgesine gidip alışveriş yapacağım. Bazı ürünlerimin bittiğini fark ettim. Bahsettiğin o kozmetik dükkanlarını da merak ettim." Bunun için mi bu kadar heyecanlıydı? Livia’m. Cebimden kartımı çıkarttım ve Livia’ma uzattım. “Nasıl istersen aşkım.” Kartıma baktı şokla,sonra bana baktı. Kartım siyah karttı,yani limitsizdi. Uzanıp kartı elimden aldı,hemen telefonunun kabının içine koydu. Gülümsedim. Kimliğini de telefonunun arkasına koyuyordu. Çanta kullanmayı seven biri değildi. Telsizi elime aldım ve Marcus’u çağırdım. Marcus odaya girdi,önümüzde durdu. “Yarın hanımefendiye eşlik edeceksin. Damian’nın bölgesinde alışveriş yapacak.” Marcus başıyla onayladı. Livia’ma döndüm. Bana baktı,kaşlarını çattı biraz. “Hangi arabayla gideceğiz? Sevdiğim araba davette havaya uçtu.” “Evden diğer arabamı alabilirsin. Anahtar odamızda benim yattığım taraftaki şifonyerin ilk çekmecesinde aşkım.” “O zaman arabayı ben sürüyorum.” diyerek mutlu bir şekilde Marcus’a baktı. Marcus başıyla onayladı. “Nasıl isterseniz.” Gülümsedim,bu kadın beni küçük şeylerden mutlu olmasıyla ve doğallığıyla etkiliyordu. Onun hakkında ne düşünürüm diye endişelenmiyor,kendini farklı biri gibi göstermeye çalışmıyordu. Hayatıma girmeye çalışan tüm kadınlar kendini başka biri gibi göstermeye çalışıyordu. Ama Livia öyle değil. Kendi gibi davranarak beni tavlamıştı zaten. Kim olduğumu öğrendikten sonra bile geri adım atmadı. Hayatım ve ona olan aşkım bir İmparatoriçeye layık bir ödüldü. Ve ben, tacını ona giydirmekten daha büyük bir zevki daha önce tatmadım. Ayağa kalktı,yanıma gelip yanağımdan öptü ve ofisimden çıktı mutlu bir şekilde. Ama Livia’da bir sorun vardı sanki. Kimse ilk cinayetini bu kadar çabuk atlatamaz. Bir gün bile olmadı ama Livia çok rahattı. Alışveriş ile mi rahatlamak istiyor? Ya da bunu kendine normalleştirmeye mi çalışıyor? Livia’nın ofisini gösteren kamera görüntülerini açtım. Odasına girdiğinde yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.Masasının önündeki koltuğa oturdu ve ellerini birleştirerek, kaşlarını çatmış bir şekilde düşünmeye başladı. Kendini sorguluyor. Bu içsel mahkemenin nasıl olduğunu bilirim. Korkusuz olmama rağmen,umrumda olmamasına rağmen neden bir şey hissetmediğimi sorgulamıştım bende on altı yaşında. Bunu babama ve bana öğrettiği kurallara bağlamıştım. Ancak Livia da aynı şekilde kendini sorguluyordu. Livia benim büyüdüğüm ortamda büyümedi. Ama benzer yaşantımız oldu. Livianın cehennem diye düşüneceği hayatına ben öğrenme alanı diyordum. Kendimi böyle,acılarla ve deneyimler ile gelişeceğime inandırılarak büyütüldüm. Ve sonunda şiddette bana verilebilecek en normal tepki haline geldi. Ama Livia için bu geçerli değil. Livia şiddeti normalleştirerek büyümedi. Aksine babasından korkan,çekinen bir çocukluk yaşadı. Oysa ben babamın gözlerine bakabiliyordum. Ve ona gerektiğinde hiç çekinmeden düşüncelerimi ifade ediyordum. Ama Livia ailesinden dolayı hayatını dahi yaşayamayan biri olarak büyümüş. Okumuş,çalışmış,yemek yemiş,uyumuş,çiftleşmiş ve ölmeyi beklemiş. Hayatında benden başka güzel hiçbir şeye sahip değil. Hayatında onu gerçek haliyle gören,özünü gören sadece ben varım. Livia,birbirimize sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Birbirimizin hayatına girerek birbirimizdeki eksik…