YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - ÇİFTLİK EVİ
Yazar: VESPER

LİVİA Marcus evi kontrol ettikten sonra hemen eve girdim,odama geçtim. Neler alabileceğime baktım.Evin kapısı takılmış ve ev toplanmıştı. Sanki daha önce salonda arbede yaşanmamış ve beni kaçırmamışlar gibiydi. Düşününce şu an komik geliyor. Neyse. Giysi dolabımı açtım önce ve dolabımdan giysilerimi hızla seçtim. Genellikle şort ve tişört giymeyi düşünüyordum. 2-3 tane de etek aldım yanıma. Kaç gün kalacağımızı bilmediğimden küçük bavulumu yatağın üzerine koydum ve alacağım kıyafetleri içine koymaya başladım.İç çamaşırı,ped, makyaj malzemeleri,bakım ürünlerimi ve tabletimi de alıp bavulu kapadım. Gözüme en sevdiğim parfümüm çarptı. Hemen bavulun ön gözüne de parfümümü koydum ve bavulu yataktan indirdim. O sırada Marcus geldi ve elimden bavulumu aldı. Evden çıkmadan önce evime tekrar baktım. Evden çıkmamla Marcus evin kapısını kilitledi ve anahtarları bana verdi. Asansöre bindik ve apartmandan çıkıp arabaya bindik. Kendi telefonum olmalıydı artık. Adıma olan hattı ne olur ne olmaz Albert kapattırmamı söylemişti. Ve telefonumu beni kaçırmaya gelen adamlar silahla vurarak kullanılamaz hale getirmişti. Architect her şeyi bildiğine göre artık yeni telefon almamın da zamanı gelmişti. Albert yanımda olmadığı için telefonu da fark etmezdi. Neden şu ana kadar telefon almak aklıma gelmedi ki? Telefonun ihtiyacını bile hissetmedim. Sanırım Clara weiss olmak gerçek kimliğimi biraz olsun silmeye başlamıştı. Artık gerçek kimliğimle;hatta sahip olduğum en iyi kimliğimle biliniyordum. Kafesin Hanımefendisi. Rüyamda gördüğüm o kişi olmuştum. Artık ben o Liviaydım. Kendimi nedense bu hayatta bir seviye atlamış gibi hissettim. Davet gecesi sanki içimde başka bir kilit açıldı. Başka bir kimlik açığa çıktı. Ve ben sanki yıllardır hep bu anı bekliyormuş gibi yeni kimliğimi kabullendim. Sadece boyun eğdim bu hayata. Çünkü bu hayat bana istediğim ama bir türlü başaramadığım şeyi vermişti. O da kendim olmak. Nakit ve zaman kısıtlamam olmadan,sadece istediğim şeyleri yapabileceğim bir hayat. Buna sahip olmak tanrının beni sonunda görmeye başlamasına işaretti sanki. Sonunda tanrım annemin sesini duyduğu gibi, benim de sesimi duymuştu. Arabanın durmasıyla kendime geldim. Marcus bana aynadan baktı. Hemen arabadan indim ve eve doğru yürüdüm. İçeriye girdiğimde salonda çok koyu bir muhabbet dönüyordu. Architect kahkaha atıyor ve yüksek sesle bir şeyler anlatmaya çalışıyor; Jake ve Harrison da ısrarla ona karşı çıkıyorlardı. Salona girdiğim gibi sordum. “Burada neler oluyor?” O an herkes bana döndü. Architect hemen koltuktan kalktı ve yanıma geldi. “Livia,onlara kustuğunda sana nasıl teselli ettiğimi anlatıyordum. Ve nasıl seni kucağıma alıp odama götürdüğümü anlattım. Kusmanla ilgili ne demiştim? Hadi onlara söyle.” Gülmeye başladım. Architect bana bakıyor,cevap bekliyordu. Jake ve Harrison ise birbirlerine bakıyorlardı. Gülme krizim biraz hafifleyince konuşmaya başladım. “Architect ne diyorsa doğru. Kustuktan sonra bana izlediği bir çizgi filmi anlattı. Çocuk kusunca gökkuşağı mı ne çıkıyormuş. Ne dediyse doğru.” dedikten sonra Architect Jake ve Harrison’a döndü. Size demiştim der gibi onlara baktı. Jake hemen lafa girdi. “Tanrım,Architect. Sana ne oldu böyle? Sen bir kadını kustuğunda böyle mi teselli ediyorsun?” diyerek Harrison’a baktı. Ve tekrar gülmeye başladılar. Architect tekrar kendini savunmaya geçti. Gülerek yanlarına oturdum. Muhabbetin bitmesini ve çiftlik evine gitmek istedim bir an önce. Marcus’un içeriye girmesiyle Architect kendini savunmayı bıraktı. Marcus’a baktı. Marcusta neler olduğunu anlamaya çalıştı bir süre. Sonra sormaktan vazgeçti. “Biz hazırız efendim. Sizde hazırsanız çıkalım.” Architect başıyla onayladı,hep beraber aynı anda kalktık ve arabaya doğru yürüdük. O sırada Jake ve Harrison hala sessiz sessiz konuşuyorlardı. Evden çıktık,bahçeyi izleyerek arabaya doğru yürüdüm. Nergis ve gül kokusunu içime çektim. Marcus bize arabanın kapısını açtı. Hemen arabaya bindim. Architect öne bindi. Ben Jake ve Harrison ise arkaya bindik. Ma…