4. Bölüm
Yazar: 🍷

Bölüm görselleri

Uzun bir süredir odamda oturmuş, boş duvarı izliyordum. Şimdi o patlattığım tekerlekleri nasıl düzeltecektim? Babam sabah geri gidecekti; bir şey yapacaksam sabaha kadar halletmiş olmam gerekiyordu. Saçlarımı sinirle geriye attım. Saat gece bire geliyordu. Bu saatte birini rahatsız etmek de istemiyordum. Ama tek başıma üstesinden gelebileceğim bir şey de değildi. Tek tekerlek olsa neyse, iki tekerlek birden! Pişmanlıkla telefonuma baktım. Kararsızlık içinde gidip geliyordum. Elim yavaşça ekrana uzandı, sonra çekindim. Pekala, ders konusu ne olacaktı? Hiç temelim yokken sınavdan nasıl yüksek alacaktım? Kendime doğru çektiğim bacaklarımı serbest bırakarak yatakta öylece kaldım. Yarın bateri takımım yeniden odama kurulacaktı. Bu fikir beni aşırı mutlu ediyordu ama babama verdiğim söz ve salak gibi patlattığım iki lastik aklıma gelince neşem kursağımda kalıyordu. Tekerlek işini halletmeliydim. Pisliği ben çıkardım, ben temizleyecektim. Acaba Kerem’i arasam yanlış anlar mıydı? Beni sapık falan sanmasın sonra! Dillerinden düşemezdim vallahi... Ama tek başıma, hatta Kerem’le ikimiz bile halledemezdik. Sinirle etrafa baktım ve ani bir karar verdim. Grubu arayacaktım! Eğer hepsi gelirse kolayca halledebilirdik. Telefonu elime alıp Kerem’i aradım. Hat uzun uzun çaldı. Gece vakti arayan sapıklar gibi hissediyordum kendimi. Telefon tam kapanmak üzereyken açıldı. Karşıdan gelen hırıltılı ses uyuduğunu açıkça belli ediyordu. "Alo?" "Sana ihtiyacım var," dedim panikle. Karşıdan hışırtılar gelince yataktan fırladığını tahmin ettim. Hemen düzelttim: "Yani... Size ihtiyacım var." "Ne oldu?" Grup olayını ailemin istemediğini, babamın aniden geldiğini, benim panikle arabanın tekerleklerini patlattığımı ve şimdi sabaha kadar onarmamız gerektiğini tek nefeste anlattım. Evet, biraz zincirleme bir aksilikler silsilesi gibi duruyordu... "Tamam," dedi Kerem derin bir nefes vererek. "Ben diğerlerine haber veririm." Sonra ekledi: "Odan ne tarafta?" "Girişte, hemen soldaki cam." "Tamam, geldiğimizde haber veririz," diyerek kapattı. Her ihtimale karşı gardıroptan ne kadar yastık varsa toplayıp yatağın içine yerleştirdim, üzerini yorganla örttüm. Umarım içeriden bakan uyuduğumu sanırdı. Rahat bir nefes alıp yatağın kenarına iliştim. 'Umarım erken gelirler,' diye düşünürken üzerime çöken ağırlığa engel olamayıp uyuya kalmışım. Camıma gelen tıkırtılar ve Aras’ın sesiyle uyandım. "Bu taş küçük, büyük atalım! Duymuyor bu!" Kerem’in, "Saçmalama istersen," dediğini duyunca fırlayıp pencereye koştum. Camı açmamla birlikte orta boy bir taş tam kafama çarptı! "Ahh!" Kerem anında içeri uzanıp eliyle ağzımı kapattı. "Şşşt!" Aras, "Has..." diyerek panikle etrafa bakındı. Özgür, Aras’a sinirli bakışlar atarken Aras pişmanlıkla bana bakıyordu. Kerem elini ağzımdan yavaşça çekerken, "Off, kafam..." diyerek elimi başıma götürdüm. "Gel camdan," diyen Özgür’ün de yardımıyla pencereden bahçeye adım attım. Aras yanıma gelip, "Özür dilerim..." deyince bıkkınlıkla güldüm. "Kafamı kırdın be adam!" Kerem dibime sokuldu. "Bir şey var mı? Çok acıyor mu?" "Biraz..." Bahçeden çıkıp kaldırıma oturduk. "Bugün de ölmedik çok şükür." Özgür güldü. Kerem hâlâ endişeyle beni izlerken Aras etrafa bakındı. "Berk gelmedi mi?" Kerem olumsuz anlamda başını salladı. "Yok, zaten önemi de yok." Özgür gidip geldikleri arabanın bagajından alet çantasını getirdi. Aras dizlerine vurarak ağıt yakmaya başladı: "Vah vah, benim kaslı Leonardo’m! Beni terk edip gece davetimize gelmemiş..." Özgür ona gülerken Kerem araya girdi: "Aras, birkaç gündür benden dayak yemediğin için kaşınıyorsun herhalde?" Aras hemen dikleşti. "Yok yok, ne alakası var!" Kerem, "Hadi kalkın, saat ikiye geliyor," deyince ayağa kalktım. Arabanın tekerleklerini inceleyen Kerem bana döndü. "Nasıl becerdin, hâlâ aklım ermiyor..." Güldüm. "Hepsi sizin grupta baterist olabilmek içindi!" Sırıttı. "Bize söyleseydin daha medeni yollar deneyebilirdik." Aras atladı: "Mesela seni kaçırıp 'Sedat Bey, kızınız elimizd…