Şahmeran

☤8☤

Yazar:

Şahmeran – ceren polat kitap kapağı
Şahmeran – ceren polat kitap kapağı

☤ Öndeki araçtan kapısını açıp ilk inen kişi, o sarsılmaz komutan duruşuyla Behzat oldu. Hemen ardından Kutay, Gazel... Ve en son araçtan da biz, Miran ile birlikte adımlarımızı dışarı attık. Dev binanın nizamiye girişinde bekleyen silahlı güvenlik görevlileri, yaklaşan bu konvoya önce rutin bir prosedür uygulamak amacıyla hareketlendiler. Fakat Behzat’ın soğukkanlılıkla uzattığı o siyah resmî kimliği ellerine aldıkları an, işin rengi tamamen değişti. Güvenlik görevlisinin yüzündeki o profesyonel ifade bir saniye içinde kaskatı kesildi, adeta donup kaldı. Kimlikteki yazıları tekrar tekrar, gözlerine inanmayarak okudu. Ardından başını yavaşça kaldırıp Behzat’ın o çelik gibi bakışlarına baktı. Adamın kimliği tutan parmakları hafifçe titriyordu. “Bu... Bu nasıl olur?” diye kekeledi görevli. Behzat’ın sesi buz gibi ve son derece sakindi: “Bir sorun mu var asker?” Görevli zorlukla yutkundu. “H-hayır efendim... Sorun yok.” Ama bal gibi de devasa bir sorun vardı. Çünkü şu an tam karşısında, devletin resmî arşivlerine ve ölüm kayıtlarına göre bundan tam yirmi yıl önce bir katliamda can vermiş biri duruyordu. Diğer güvenlik personelleri de panik içinde bizlerin kimliklerini tek tek cihazlara okutup kontrol etmeye başladılar. “Victoria Soykan...” Görevli asker adımı adeta dini bir ritüel fısıldar gibi dudaklarının arasından döküldü. Başını dehşetle kaldırıp bana baktığında, göz bebeklerinin korku ve şaşkınlıkla devasa boyutta büyüdüğünü gördüm. Miran’ın kimliği... Kutay’ın kimliği... Gazel’in... Okunan her bir soyad, güvenlik odasında adeta yeni bir deprem etkisi yaratıyordu. Devasa yüksek güvenlikli cam kapılar, bir hayalet ordusuna açılır gibi bizim için ağır ağır yanlara doğru kaydı. Behzat, arkasında nasıl bir yıkım bıraktığına tek bir an bile bakmadan devasa mermer salonda yürümeye başladı. Biz de aynı askeri disiplin ve sessizlikle onun arkasında bir sur gibi dizildik. Mermer zeminde yankılanan stilettolarımın ve botlarımızın keskin ayak sesleri, binanın o steril sessizliğini birer kurşun gibi doldururken zihnimde çakan tek bir net düşünce vardı: Yalnızca birkaç dakika sonra... Yıllardır boş bırakılan, kanla lekelenmiş o dört ana koltuk yeniden gerçek sahipleriyle buluşacaktı. Ve o koltuklara oturduğumuz o ilk andan itibaren... Bu hayatta hiçbir şey, ama hiç kimse için eskisi gibi olmayacaktı. Asansörün çelik kapıları, arkamızdaki mermer salonda yankılanan ağır bir tıslamayla kapandığında, içeride yükselen o yüksek gerilimli sessizlik neredeyse elle tutulur bir yoğunluğa ulaşmıştı. Dev holding binasının en üst katına, yani dünyanın kaderinin çizildiği o kural tanımaz güç merkezine doğru santim santim tırmanıyorduk. Aynadaki yansımama baktığımda, omuzlarımdaki siyah ceketin keskin hatları ve ensemdeki pürüzsüz at kuyruğumla tam bir Soykan gibi durduğumu bir kez daha idrak ettim. Yanımda dimdik duran Miran’ın çenesi kaskatı kesilmişti; Kutay parmak boğumlarını birer birer patlatıyor, Gazel ise soğukkanlı bir avcı gibi gözlerini asansörün yükselen kat göstergesinden bir an bile ayırmıyordu. Bizler, yıllar önce üzerine toprak atılmış ama kökleri yerin metrelerce altında sessizce büyümeye devam etmiş kanlı birer sarmaşıktık; bugün ise o toprağı yararak güneşe çıkma vaktiydi. Asansör en üst katta durup kapıları iki yana süzülerek açıldığında, bizi karşılayan şey abartılı bir şatafat değil, mermer ve çelikle zırhlanmış devasa bir mabedin o buz gibi atmosferi oldu. Koridorun sonunda, yüksek tavanlı devasa toplantı salonunun çift kanatlı ağır ahşap kapıları bizi bekliyordu. İçeriye ilk adımı atan Behzat Komutan’ın hemen arkasından, resmî bir asker yürüyüşü ve kusursuz bir simetriyle salona süzüldük. Salonun merkezinde, üzerinde antik sembollerin incelikle işlendiği uzun, siyah meşe ağacından devasa bir toplantı masası uzanıyordu. Masanın tam baş tarafında, görkemiyle ortamdaki tüm gücü tek bir noktada toplayan ve bu evrenin en tepesindeki otoriteyi temsil eden Kral’ın o işlemeli tahtı duruyordu. Fakat o devasa koltuk şu an boştu. Masaya y…

Bölümün tamamını WritePad'de oku