☤2☤
Yazar: ceren polat

☤ Behzat Aslan salona girdiğinde ise hepimiz istemsizce doğrulduk. Yıllar geçse de bu alışkanlık değişmiyordu. O bizim yalnızca komutanımız değildi aynı zamanda bizi hayatta tutan adamdı, eğer o gece bizi saraylarımızdan çıkarmamış olsaydı hiçbirimiz bugün burada olmazdık. Ona saygı duyuyorum o, bizi büyüten kişiydi o yüzden de saygımı haketmişti ama sadece bu kadardı. Behzat Bey’in oturmamızı işaret etmesiyle hepimiz yerlerimize oturduk bu sırada da dayısını gören Gazel yanımıza gelmişti. Tekli koltuklardan birinde oturan Behzat Bey hepimizi sessiz ve usulca süzüyordu bu alışkın olduğumuz bir şeydi, ne zaman bizi görse baştan aşağı bizi süzer halimizin nasıl olduğuna bakardı. Bu arada bende size köşkü daha detaylı anlatayım. Size zaten bizim odalarımızdan bahsetmiştim sadece Behzat komutanımın odasından ve ortak alandan söz etmemiştim. Onun odası en üst kattaydı, köşk 3 katlı bir köşktü ve oldukça büyüktü. En üst katta silah, ring ve Behzat komutanın odası vardı onun odası diğer odaları kıyasla oldukça küçüktü tek kişilik bir baza yanında küçük tahtadan bir komodin ve küçük bir dolap vardı, odanın içi oldukça kasvetli duruyordu. Odalarımızın olduğu katları biliyorsunuz zaten gel gelelim en alt kata ortak yaşam alanımıza. Eve girdiğinizde sizi büyük bir hol karşılıyor salona girmeden iki yanda duran hafif sarmal şeklinde iki ayrı merdiven var, merdivenleri daha çok ben ve Miran kullanıyorduk diğerleri üşendiği için her zaman asansörü kullanırdı, oldukça geniş olan asansörümüz girişte sağ tarafta kalıyordu. Salon ise bir iki merdiven inerek ulaşıyorsunuz diğer kısımlara kıyasla daha alçaktaydı. Salonda 2 büyük kanepe ve 2 tane tekli vardı orta kısımda ise süs için duran mermer sehpamız var, sol tarafta oldukça büyük bir TV sağ tarafta ise yanan elektrikli şömine vardı. Duvarın olması gerektiği yerde çatı katına kadar kaplayan büyük bir cam vardı. Gazel genellikle sallanan sandalyesini alır camın önüne koyar dışarıdaki manzarayı seyreder. Mutfak girişte sağ tarafta kalırken Miran ve Gazel’in odası sol tarafta kalıyordu. Bodrum katta mühimmat, soğutucu depo ve spor salonu vardı. İşte bu büyük köşk bundan ibaretti dışarıyı anlatmaya gerek dahi duymuyorum artık daha fazla burada kalacağımızı zannetmiyorum ki zaten yeterince de kalmıştık. Bu sırada yanında oturan Kutay’ın ona sırnaşmasına dayanamayan Miran yılanlarıma rağmen çareyi benim yanımda oturmakta bulmuştu yanıma oturduğu sırada yılanlarımın derilerini okşayıp onları usulca öpüp yere bıraktım onlar zaten nereye gitmeleri gerektiğini bilecek kadar akıllılardı o yüzden onları odamıza götürmekle uğraşmadım. Miran yılanları bırakmamla rahatlayıp kolunu omzuma atıp beni kendine çekti, başımın üstüne koyduğu öpücükle ona alttan bir bakış attım. “Hayırdır, ne bu sevgi pıtırcılığı?” Dediğimde bana göz devirip yanağımdan makas aldı. Yakında güzelim yüzümü sarkıtacak ve eğer bu olursa onu lime lime doğrarım! “Ayıp ediyorsun abisinin gülü, benim bu minnoş kalbim sana her zaman böyle.” “Canım kırocum gülüm demeyi ne zaman bırakacaksın, kıro kıro laflar edip ayarlarımı bozma!” “Abiyim kızım ben istersem kıro istersem bodyguard istersem de kavalyen olurum!” Öyle bir hissettiriyordu ki öz abim olduğuna ben bile inanıyordum. Miran ’la aynı çatı altında büyüyen iki dosttan da öte can bağıyla bağlanan abi-kardeş ilişkimiz var. Hatta buraya ilk geldiğimizde Miran beni yanına çekmiş uzun bir süre de dibimden ayrılmamıştı kimseyi yanıma yaklaştırmıyor, kardeşimden uzak durun diye rest çekiyordu. “Benim gibi bir yılanın korunmaya ihtiyacı yok abisi ama senin başın sıkışırsa bana bir alo demen yeter gülüm biliyorsun.” Dediğimde yanağından makas aldıktan sonra ona göz kırptım. O her an patlayabilecek bir bombaya benziyordu, Behzat komutanım duymasın diye ne kadar kısık sesle konuşmaya çalışsakta Miran pimini çekip kahkahalarını serbest bırakırsa biz bittik demektir, şuanda bile zaten fazlasıyla gözüne batıyorduk! Öksürük sesini duymamızla bunun Kutay olduğunu gördüm, o kadar göze batmıştık ki bizi…