13 - ÇİFTLİK
Yazar: b⋆

İyi okumalar dilerim! TikTok & Twitter sratyla ꫂ᭪݁ İnsanlara karşı bazı zamanlar kendimi soyutluyordum. Aslında, gideceklerini düşünüp daha sonra en az şekilde acı çekebilmek içindi. Ama sonra bir gün, herkesin zaten gideceğini fark ettim. Kimseyi bunun için suçlayamazdınız. Gitmek isteyen zorla tutsak etseniz bile giderdi. En az acı diye bir şey yoktu. Yıllarca Alp'e bu yüzden kızsam da, her türlü o da gidecekti derdim kendime. Sanırım o zaman büyüdüğümü hissetmiştim. Çocuk değildim, kimseyi ağlayarak geri getiremeyeceğimi anlamıştım. Ama ne olursa olsun, Alp'in hep benimle kalmasını istemiştim. O benim her şeyimdi. Her şeyi ondan öğrenmiştim, bana öğrettiği en son şey de aşktı. Alp'in yalandan anlattığı gibi fark etmemiştim ona aşık olduğumu, yokluğuna uzun süre alışamayınca anlamıştım. "İyi misin sen?" başımı camdan kaldırıp Alp'e baktım. Sadece Alp'in rastgele açtığı şarkı eşliğinde çiftliğe gidiyorduk. Ve overthink saatim gelmişti. "İyiyim." başını salladı. Bir saattir yoldaydık. "Parmağın nasıl?" elimi havaya kaldırıp gülümsedim. Arada bir sormuştu parmağımı, gerçekten kafaya takmıştı. "Sızladığında sana söyleyeceğim, ne yapacaksın merak ediyorum." dediğimde güldü. "Özür..." lafını böldüm. "Dileme Alp. Olan oldu, ölmedim sonuç olarak." "Ölme." derken yüz ifadesi düz bir hâl aldı. "Tamam patron!" dedim o garip havayı değiştirmek için. "Anlat bakalım, Anna kim? Hani şu Amerika'daki sarışın arkadaşın." dediğimde güldü. Klasik erkekti. Sarışınlara zaafı olan bir erkek. "Anna'nın neyinden bahsedeyim? Ne öğrenmek istiyorsun?" dediğinde düşündüm. Açıkçası sevip sevmediğini merak ediyordum. "Hımm... Onu seviyor musun mesela? Veya hâlâ görüşüyor musunuz?" dediğimde bana bakış attı fakat çok oyalanmadan yola döndü. "Arkadaş olarak, evet. Ve yine evet hâlâ görüşüyoruz." başımı salladım sessizce. "At binmeyi öğreten o muydu?" diye saçma bir soru sordum. Çok kurulmuştum. Kahkaha attı ve başını salladı. "Hayır, çalışan biri öğretti." her soruma cevap vermesi normal miydi? "Anladım." Elini uzatıp küçük bölgeye bıraktığı telefonunu eline aldı ve bir şeylere tıkladı. Arabada yankılanan arama sesi ile bakışlarım ekrana kaydı. Anna aranıyor... Benim yanımda yakın arkadaşını mı arıyordu? "Hello Alp!" neşeli gelen kadın sesi ile kaşlarım çatıldı. "Selam Anna." Alp, Türkçe selam verince bakışlarım ona kaydı. "Nasılsın?" dedi Anna bu sefer. Türkçe nasıl biliyordu? "İyiyim, sen?" İkisi konuşurken camdan dışarıyı izledim. Sinir olduğumu görmesi hiç iyi olmazdı. "İyiyim, ne yapıyorsun? Ve hemen bana olan haberleri anlat! Sevgilin var?" dedi sorarcasına. Göz devirdim istemsizce. Evet, sevgilisi vardı ve kıskandırmak için seni aramıştı. "Evet, hatta Beste burada. Selam ver ona." dediğinde hızla Alp'e döndüm. Ne diye beni katıyordu? "Merhaba Beste!" boğazımı temizledim. "Merhaba, Anna." sesim kısık çıkınca Alp bana baktı. "Nasılsın? Hayırlı olsun, çok sevindim." dediğinde Türkçesine şaşırdım. Nasıl bu kadar iyiydi? "İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?" "Ah çok kibarsın, teşekkür ederim. Alp'in neden seni sevdiğini çok daha iyi anladım!" dediğinde kaşlarım çatıldı. Nasıl anlamıştı ki? Alp boğazını temizledi ve, "Anna." dedi uyarırcasına. Ne oluyordu burada? Alp'e baktığımda bana bakmıyordu. "Beste, seninle tanıştığım için çok mutluyum! Mutlaka görüşelim bir gün." dediğinde şaşırdım. Bu kadar samimi olmasını beklemiyordum. "Olur tabii." dedim. Sandığımın aksi bir kızdı sanırım Anna. Ama bir telefon konuşmasında anlayamazdım. "Benim iş var, sonra konuşalım!" dedi Anna. "Görüşürüz Anna." Alp'ten sonra ben de Anna ile vedalaştım ve telefon kapandı. "Nasıl, nasıl beni sevdiğini çok iyi anladığını söyledi?" diye sorup Alp'e baktım. "Anna bu, saçmalıyor." dediğinde başımı salladım. Aldığım cevap yetiyordu bana. "Yani, seviyorum seni. Ama arkadaş olarak." Alp'i tanıyamıyordum. Çok garip konuşuyordu ve artık çözemiyordum. Bazen aşık gibi davranıp, bazen arkadaşmışız gibi davranıyordu. "Benden ayrılmak istiyor musun?" diye sorunca ona döndüm. "Bilmem." ded…