3.BÖLÜM
Yazar: Canan

Sabah gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey ağrıydı. Boynum tutulmuştu! Omuzlarım sanki taş gibiydi. Belim ise ayrı bir isyandaydı. Kaşlarımı çatarak doğruldum. Birkaç saniye nerede olduğumu algılayamadım. Sonra etrafa baktığımda masada uyuduğumu fark ettim. Müzik çalarımın kulaklığı hala kulağımdaydı ve Şebnem Ferah’tan Od çalıyordu. Telefonum yanımda, bilgisayarım kapalıydı. Ve ben sandalyede uyuyakalmıştım! “Bravo ya bana, gerçekten bravo…” diye homurdandım. Elimi enseme götürüp ovuşturdum. Hafif bir inleme kaçtı dudaklarımdan. “Off…yaşlanmışım ben ya.” Zorla ayağa kalktım. Dizlerim bile bana tepki vermiyordu resmen. Yatağıma bakıp iç geçirdim. “Normal insanlar gibi yatakta uyusam ne olurdu sanki…” Ama iş işten geçmişti. Bileğimdeki kol saatime baktım. Geç kalmamıştım ama çok da bir zamanım yoktu. Derin bir nefes aldım ve saçlarımı parmaklarımla geriye attım. “Tamam Defne, toparlan kızım.” Dolabımı açıp büyük siyah valizimi aldım. Yatağın üstüne koydum ve orada sadece dört gün kalacağım için dört tane kombin yapıp düzgünce valizime koydum. İki tane eşofman takımı, üç tane de pijama takımı aldım. İç çamaşırlarımı aldım ve küçük bölmeye yerleştirdim. Valizimi hazırlamıştım. Diğer eşyalarımı da sırt çantama koyacaktım. Şarj aletimi, defterimi, kalemimi ve birkaç tane kişisel eşyamı koydum. Müdür bozuntusu bize yarın akşam gidin demişti ama ben onun inadına bu sabah gidecektim. Hepsini tek tek yerleştiriyordum ama aklım çok başka yerdeydi. Ankara. Röportaj. Ve Kaan Aras. Elim bir an durdu. “Saçma salak şeyler düşünüp durma.” diye mırıldandım kendi kendime. Kendi kendime söylenemeye devam ederek çantaya birkaç eşya daha tıkıştırdım. Tam o sırada kapı tıklatıldı. “Girebilir miyim?” diye seslenen annemi duydum. Kapıya dönerek bağırdım. “Gel anne!” Kapı açıldı ve annem içeri girdi. Beni valizle görünce yüzü yumuşadı ama gözlerinde hafif bir endişe saklıydı. “Gerçekten ilk şehir dışı röportajına gidiyorsun yani…” diye mırıldandı bana doğru yaklaşarak. Kısa ama sıcak bir gülümseme sundum. “Dört günlüğüne gidiyorum anne sadece. Hem işim için. Tatile falan gitmiyorum.” Yavaşça yanıma geldi ve yatağın kenarına oturdu. Bir süre beni izledi dolu dolu gözleriyle. “Öyle de anneciğim…ne bileyim, çok ani oldu.” Başımı salladım. “Biraz öyle oldu.” Sessizlik oluştu. Annemin bakışlarını üzerimde hissediyordum. “İyi misin sen Defne?” Bu soru her zaman ki gibi klasik bir soruydu. Ama bu sefer kaçmak istememiştim nedense. Omuz silktim. “Yorgunum anne biraz.” Annem valizimin fermuarını kapatan elimi kavradı. “Sadece yorgunluk değil kızım bu suratının hali. Ne oldu? Biri bir şey mi dedi anneciğim?” Gözlerimi kaçırdım. Anlıyordu. Anneler her şeyi anlıyordu zaten. Ama ona anlatacak gücüm yoktu içimdeki sıkıntıyı. Başımı çevirdim. Zoraki bir tebessüm sundum “Geçer anne.” Uzun uzun bana baktı. Yüzümdeki ifadeden ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Daha sonra hafifçe başını salladı. “Geçer.” Yavaşça ayağa kalktı ama gitmedi. Bir an durdu sonra birden beni kendine çekti. Sıkıca sarıp sarmaladı bedenimi. Kokusuna sığındım annemin. Belki can sıkıntım onun kokusu sayesinde dinerdi. Ben de sardım kollarımı ona. İşte o an içinde tuttuğum her şey bir saniyeliğine yumuşadı. Gözlerimi kapattım. Annem saçlarımı öptü, kokladı, sevdi. “Oralarda dikkat et kendine. Ankara orası annem, soğuktur.” Başımı salladım usulca. “Ederim anne.” “Yemeğini ye.” “Yerim anne.” “İlaçlarını aksatma.” “Aksatmam anne.” Hafifçe güldü. Geri çekilirken alnıma derin bir öpücük bıraktı. “Ben mutfaktayım. Haydi, çok geç kalma.” Başımı salladım sadece. Ve çıktı. Kapı kapandığında birkaç saniye öylece durduğum yerde kalakalmıştım. Sonra derin bir nefes aldım ve kendimi tokatladım. “Kendine gel de şu lanet eşyaları hazırla.” Üzerime siyah bir eşofman takımı geçirdim ve siyah montumu da almayı ihmal etmemiştim. Ankara gibi bir şehire gidiyordum sonuçta. Hasta olmadan dönmem lazımdı. Kafama bir tane bere aldım. Kulaklığım zaten benim bir parçam olduğu için cebimden asla eksik etmiyordum. Çantamı s…