2.BÖLÜM
Yazar: Canan

Yemekhanedeki o olaydan sonra ofise döndüğümüzde ortam garipti. Herkes çalışıyordu evet ama o klasik klavye seslerinin arasında bir şey daha vardı. Fısıldaşmalar, bakışmalar…ve o bakışların ortak hedefi bendim. Umay masasına geçtiğinde bile huzursuzdu. Arada bana bakıyor, iyi olup olmadığımı kontrol ediyordu. Ben ise ekrana kilitlenmiş işimi yapıyordum. Çünkü eğer birine bakarsam, tek bir şey söylersem yine patlamamda herhangi bir engel yoktu. Ve açıkçası bir daha aynı sahneyi yaşamak istemiyordum. Ama ne yazık ki umudum çok uzun sürmedi. “Defne Deniz Acar.” Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve sabır çektim. Başımı kaldırdım. Stajyer çocuklardan biri yanımda dikiliyordu. Yüzünde valla fena boku yedin Defne abla der gibi bir ifadesi vardı. Haklıydı. Boku yemiştim. Hem de doya doya yemiştim “Efendim?” dedim sakince. Çocuk başını yere eğdi, gözlerini kaçırdı. Büyük ihtimalle benim mahcup hissedilmem yerde o kendini mahcup hissediyordu. Valla içimde tek bir mahcubiyet duygusu yoktu. Yine olsa yine yapardım. Hak etmişti o kızıl şeytan! “E şey müdür Sezai Bey odasına sizi ve İrem Hanım’ı çağırıyor. “ İçimden tek bir cümle geçti. Bok yedin Deniz, kızım. Gerçekten çok fena yedin! Boynumu yana eğip çıtlattım. Yanımdaki çocuk bile hareketlerimden korkuyordu. Bu kadar korkulacak ne yapmıştım Allah için ya? Umay hemen sandalyesini bana doğru çekti. “Ben de geleyim mi, ister misin?” diye fısıldadı Başımı iki yana salladım. “Gerek yok. Zaten tek başıma yetiyorum olay çıkarmaya.” Hafifçe gülümsedi. Ama o gülümsemenin altında gerginlik saklıydı. Biliyordum. Yavaşça ayağa kalktım. Kabanımı alacaktım çünkü üşüyordum. Ama kısa süreceğini bildiğim için almamayı tercih ettim. Yanılmıştım belki de. Kısa falan sürmeyecekti. Topuklu botlarımın üzerinde ağır ama hızlı adımlarla müdürün odasına ilerlemeye başladım. Odanın önüne geldiğimde İrem cadısı zaten kapının önünde kollarını göğsünde bağlamış bekliyordu. Saçlarını düzeltmişti, rujunu tazelemişti. Ve en sinir bozucu kısmı ise…sanki az önce duvara yapıştırılan kendisi değilmiş gibi etrafta hala dolaşıyordu! Embesil pislik, cadı! Hala içimdeki onu boğma hissi geçmemişti. Göz göze geldik, dudakları kıvrıldı. Kırmızı ruju dudağında o kadar çok çirkin duruyordu ki her an buraya kusabilirdim. Ben ise ifadesizce bakıyordum suratına. Hemen önüne geçtim ve müdürün kapısını çaldım. İçeriden Gir komutu gelince kapının kolunu indirdim ve ben içeri girerken arkamdan İrem’de içeri girdi. Sezai Bey masasının arkasında, sandalyesinde oturuyordu. Gözlüğünü hafifçe indirip bize baktı. Şu an içimden on kere ihlas okuyor yüz kere de besmele çekiyordum. Ama gerginlik ve stres yüzünden bildiğim tüm her şeyi unutmuştum! Sezai Bey’in bakışları bize karşı hiç iyi değildi. Yani ağzımızı açsak bizi camdan aşağı fırlatacağından hiç şüphem yoktu. Eğer sabahki abimle kavgamızı da sayarsam bugünki ikinci kavgamdı. Ve bu adamın annemden daha sivri dilli olduğunu biliyordum Çünkü burada birkaç kavgaya daha karışmıştım ve ne yapacağını bir nevi tahmin edebiliyordum. Ya da edemiyordum. Eliyle masanın karşısındaki sandalyeleri gösterdi. “Geçin, oturun.” dedi mesafeli sesi. Ben oturmadım. Ama İrem cadısı sanki kendi ofisiymiş gibi geçti oturdu. Bacak bacak üstüne atmayı da ihmal etmemişti prensesimiz! Bir dakika…prenses mi? Sus Deniz! İç sesim çok haklı konuştuğu için onu susturdum. “Defne Hanım, siz de oturun isterseniz.” Durduğum yerde dikleştim. “Gerek yok Sezai Bey, teşekkür ederim. Ben iyiyim böyle.” Birkaç saniye yüzüme baktı sonra başını salladı. “Peki, siz ayakta kalmak istiyorsanız siz bilirsiniz.” Birkaç saniye ortam sessizdi. Ama sonra Sezai Bey elini masaya sertçe vurdu. İrkildim ama bunu kimseye yansıtmadım. İrem eliyle ağzını kapattı. “Siz ikiniz…bu ofisi ne sandınız?” dedi sert bir sesle. “Burası mahalle mi? Sokak mı? Ring mi?” İrem hemen lafa atlamaya çalıştı. “Ben zaten hiçbir şey yapmadım Sezai Bey. Defne Ha-“ Elini kaldırarak susturdu kızıl şeytanı. “Siz konuşmayacaksınız İrem Hanım. Sıra size de gelecek, me…