3-♟️
Yazar: loral's 🕯️

Yatakta doğrulmuş başım ağrısına rağmen telefona bakıyordum. Ekranın ışığı gözlerimi yakıyordu ama kapatamıyordum. Sanki kapatırsam daha kötü olacakmış gibi. Sanki bakmazsam kontrolü tamamen kaybedecekmişim gibi. Fotoğraf hâlâ oradaydı. Parmaklarım ekranda aşağı kaydı. Yorumlar artmıştı. Her saniye yeni bir şey ekleniyordu. İnsanlar konuşmayı seviyordu. Özellikle kendilerini ilgilendirmeyen şeyleri. Derin bir nefes aldım. "Tamam... sakin." diye mırıldandım. Ama sakin değildim. Kalbim teklemeye başladı. Durdum. Derin nefes aldım. Al... ver... Ekranı kapattım. Bu sefer gerçekten. Işık gözümden gidince oda bir anda karardı gibi geldi. "Geçiyor... geçecek..." diye fısıldadım. Elimi göğsüme bastırdım. Bu sefer sabahki gibi değildi. Daha hafifti. Ama tanıdıktı. O yüzden korkutucuydu. Yavaş yavaş nefes almaya devam ettim. Al... Ver... Kalbim biraz düzene girdi. Başımı yastığa yasladım. Gözlerimi kapattım. Ama bu sefer görüntü gitmedi. Fotoğraf. Yorumlar. Ve... Atlas. Gözlerimi tekrar açtım. Sinirle tavana baktım. "Yeter ya..." dedim kısık bir sesle. Telefonumu hemen elime alıp komple kapattım. Olması gereken şuan buydu. O telefon daha da tiredikçe benim kalbim titriyordu. Kendimi zora sokamazdım. Oda bir anda sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik... iyi gelmesi gerekirken garip hissettirdi. Sanki biraz önce üstüme gelen her şey bir anda kesilmişti ama etkisi hâlâ içimdeydi. Elimi tekrar göğsüme koydum. Atışlarım hâlâ hızlıydı ama az önceki gibi düzensiz değildi. En azından kontrol edebiliyordum. "İyi..." diye fısıldadım kendi kendime. "Böyle daha iyi." Yavaşça yastığa uzandım. Gözlerimi tavana diktim. Uyumalıydım. Kendimi, kalbimi resetlemeliydim. ♟️ Atlas Çakır Başımda bir sürü iş yokmuş gibi birde bu saçma yalan haberler çıkmıştı. Telefonu masanın üzerine bıraktım, parmaklarımla şakaklarımı bastırdım. Gürültü sevmem. Hele böyle gereksiz olanını hiç. @Çakırlıokuluifşa. İsmi bile sinir bozucuydu. Fotoğrafı görür görmez ne olduğunu anlamıştım. Merdivenler. Kızın dengesi kayıyor. Tutuyorum. Revir. Bitti. Bu kadar basit bir şeyi nasıl bu hâle getiriyorlardı, gerçekten anlamıyordum. Telefon tekrar titreşti. Emre Açmadım. Sonra mesaj düştü: "Kanka okul yıkılıyor, senin haberin var mı?" Gözlerimi devirdim. Var. Maalesef var. Ne yazsam umursamayıp mikrop gibi çoğalıp götlerinden hikaye uyduruyorlardı. Bir yandan ise ilk defa yanımda kız gördükleri için köpek gibi davranan insanlar vardı. Ne yani yanımda illaki bir kız mı olması lazımdı? Ne kadar saçma bir anlayış. Telefonu masanın üzerine bıraktım. Bildirimler susmuyor sinirimi bozuyordu. Parmaklarım masanın üzerinde ritim buldu. Sinirimi ancak böyle atabiliyordum. Onların ağzını kapatmak için bir sebep lazımdı. Bende o sebebi iyi bir şekilde önlerine sunmalıydım. "Abi," Beni düşüncelerimden ayıran kardeşim oldu. Ellerini diz kapağımın üzerine bastırmış yükselmeye çalışıyordu. Koltuk altından tutup bacağımın üzerine oturttum. "Efendim güzelim?" Dediğimde elini karnına götürdü. "Acıktım." Dedi ovalayarak. Önüne düşen sarı saçlarını arkaya doğru topladım. "Pelin abla yok mu?" Dediğimde başını iki yana salladı. "O zaman yemek yapalım." Dediğinde hemen ellerini birbirine çırptı. "Yapalım!" Dediğinde onu kucağıma alıp mutfağa doğru yürüdüm. "Anlat bakalım, bugün neler yaptın?" Deyip tezgahın üzerine oturttum onu. "İlk önce boyama yaptık," dedi parmaklarını açıp gösterdi. "Meyve yedik." Dedi. Ben ise bir yandan buzluktan tavuk göğsünü alıp hazır sıcak suyun içine koydum açılması için. "Abi!" Dediğinde ona döndüm. "Efendim Güneş'im." Dediğimde gizlice utanıp devam etti. Boşluğundan yararlanıp yanağından yavaşça öptüm. "Bir tane çocuk var ımm... Adı Sinan." Dedi. Kaşlarım çatıldı duyduğum isimle. "Kim bu Sinan?" Dedim. Güneş dudağını büzdü, sanki çok önemli bir şey anlatıyormuş gibi etrafa bakındı. "Benim arkadaşım..." dedi sonunda, sesi biraz kısılarak. Kaşlarım hâlâ çatılıydı. "Arkadaşın ha?" Başını hızlı hızlı salladı. Sarı saçları yine yüzüne düştü. Küçük parmaklarıyla kulağının arkasına sıkıştırma…