BÖLÜM: 4
Yazar: İlkay İnci

BÖLÜM: 4 JUNE “HARİTACI” Yağmur, June’un içindeki karmaşanın aksine hafiflemişti. Camı döven damlaların yerini, pencere boyunca ağır ağır süzülen ince su yolları almıştı. Harita odasının karanlığıysa değişmemişti. Kandillerden biri sönmeye yüz tutmuş, fitilinin çevresinde biriken is küçük alevi boğmaya başlamıştı. June ne kadar zamandır parşömene baktığını bilmiyordu. Kupasındaki içecek çoktan soğumuştu. Yaşlı adam ise pencerenin önündeki geniş koltuğa geçmişti. Bir süre önce anlattığı hikâyenin ardından sessizliğe gömülmüş, June’un önündeki parşömeni incelemesini izlemekle yetinmişti. June ise aynı satırı dokuzuncu kez okuyordu. Gök susuyor diye ihanet edenler, Az önce, haritanın köşelerine serpiştirilmiş ufak sembolleri incelemeye karar vermişti. Bazıları ona tanıdık hissettirse de sıra anlamlandırmaya geldiğinde zorlanıyordu. Bu lanet olası duygu! Bu his son günlerde fazlasıyla sık karşısına çıkmaya başlamıştı. June sandalyesinde huzursuzca kıpırdandı. Parşömenin alt kısmına geçti. Yüce Tanrıçalarını mezarlarda ağırlayanlar; Sonrasındaki cümleyi yine seçemedi. June başını diğer tarafa eğdi. İçinde büyüyen inat öylesine güçlüydü ki cümleleri tamamlamadan bu masadan kalkmayacaktı. Kandili yaklaştırdı. Mürekkepte hiçbir değişiklik olmadı. Harfler birkaç saniye boyunca birbirine girmiş çizgiler olarak kaldı. Sonra gözlerini hafifçe kıstığında sanki bir şekil diğerinden ayrıldı. Bilirler mi ki… June kaskatı kesildi. Hızlıca etrafı tarayıp en yakın mumu buldu. İnce, uzun ve oldukça eski görünen mumu üstadına hevesle uzattı. “Yakar mısınız?” Kaales, hiçbir şey demeden mumu yaktı. Fitilden uzanan alev odayı aydınlatırken June, ısınan mumu haritaya iyice yaklaştırdı. Batı Rüzgârı bulduğunda onu, June’un gözleri açıldı. Bastıramadığı heyecanı ellerini terletmişti. Mumu şamdanlığa koyup elini hızlıca gömleğine sildi. Yeniden parşömene eğilmeden mumu almayı unutmadı. Onun zincirleri kırılacak. June’un dehşete kapılması için daha fazla okumasına ihtiyacı yoktu. Boğazından kaçan acı hıçkırık birçok şeyi anlatıyordu. Eli olduğu yerde dondu. Kaales’in sesi odanın diğer tarafından geldi. “Bir şey mi buldun?” June hemen cevap vermedi. Son bir şeyden emin olması gerekiyordu. Sandalyesinden kalkıp masanın diğer tarafına geçti. Büyük haritayı kendisine doğru çekti. Parşömenin üzerine koymayıp hemen yanına yerleştirdi. Eski parşömendeki yazıların bulunduğu kısmı, masadaki büyük haritaya ölçüledi. Çizgili uzun çubuğunu aldı. Ufacık bir hata bile yapmamak için özenle sayıları hesapladı. June yüzüne düşen saç tutamını geriye itti. Gözleri bir haritadan diğerine gidip geldi. İçini saran buz hissi yoğunlaşırken bakışlarını üstadına çevirdi. “Bana inanıyor musunuz üstadım?” Kaales, ayağa kalktı. Omuzlarındaki bu sır, bir yük gibi onu eğmişti. Artık bir şeyleri çözüme kavuşturma zamanı gelmişti. Başını usulca salladı. “Yazıların belirdiği nokta Yankı Tepesi’nin ta kendisi.” June’un dudağı hafifçe titrediğinde dişlerinin arasına hapsedip parşömendeki yazıyı boş bir kağıda geçirdi. Usulca üstadına uzattı. “ Gök susuyor diye ihanet edenler, Yüce Tanrıçalarını mezarlarda ağırlayanlar; Bilirler mi ki… Batı rüzgarı bulduğunda onu, Onun zincirleri kırılacak.” Kaales’in omuzları gerildi ancak titremedi. Dolu bakışlarını haritadan June’a çevirdi. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık yoktu. Korku vardı. Bu June’un hoşuna gitmedi. Elleriyle usulca masayı kavradı. “Bana güvenmiyor musunuz?” “Aksine.” June kaşlarını çattı. Yaşlı adamın gözleri parşömende kaldı. “Bazen bir öğrencinin diğerlerinden daha iyi olduğunu fark edersin. Daha hızlı öğrenir. Daha fazla hatırlar. Bunda olağanüstü bir şey yoktur.” June sessizce dinledi. Kaales’in parmağı masanın kenarında küçük bir toz birikintisini dağıttı. “Seni gözümde ayrı kılan saçma bilgileri daha fazla hatırlaman değildi.” June’un kaşları yeniden çatıldı. Kaales bu kez ona şefkatle baktı. “Bazen sana öğretmediğim şeyleri de biliyordun.” June’un yüzünde istemsiz bir küçümseme belirdi. “Çok kitap okuyordum.” Kaales, başını usulc…