Şafağın Gardiyanları

Bölüm 58: Ölümcül Gözler

Yazar:

Şafağın Gardiyanları – Şeydanur İpek kitap kapağı
Şafağın Gardiyanları – Şeydanur İpek kitap kapağı

Bölüm görselleri

Şafağın Gardiyanları - Bölüm 58: Ölümcül Gözler bölüm görseli 1
Şafağın Gardiyanları - Bölüm 58: Ölümcül Gözler bölüm görseli 1
Şafağın Gardiyanları - Bölüm 58: Ölümcül Gözler bölüm görseli 2
Şafağın Gardiyanları - Bölüm 58: Ölümcül Gözler bölüm görseli 2
Şafağın Gardiyanları - Bölüm 58: Ölümcül Gözler bölüm görseli 3
Şafağın Gardiyanları - Bölüm 58: Ölümcül Gözler bölüm görseli 3

✨Bölüm 58: Ölümcül Gözler✨ Yeni bölümle geldimmm, biraz Marcus'tan biraz da Meline'den. Sınır koymak istemiyorum ama bol bol yorum yapmayı ve ateşlemeyi unutmayın. Keyifli okumalar dilerim, bir sonraki bölüm ya Amber'den ya da Vincent'ten. Siz hangisinden okumak istersiniz? Marcus Dragon: Prenses Vega ile tanıştığım gün hala ilk anki kadar canlı bir anıydı. O gece bir iblis efendisi yakalayacağımı hiç düşünmemiştim. Şu an içinde olduğumuz durum göz önüne alındığında ise bu kadını kollarıma alacağıma, dahası onun yatağına gireceğime ihtimal dahi vermezdim. Fakat işte buradaydım. Bu Iris ile -ona bu şekilde hitap etmemi istemişti- geçirdiğim kaçıncı geceydi bilmiyordum. Günlerimin çoğunda onun yanındaydım. Gecelerimiz ise neredeyse her zaman bir aradaydı. Lanetimden kurtulmamı sağlayan kadın olmasının yanı sıra onda karşı koyamadığım şeyler vardı. Sevişmelerimiz saatler sürüyordu; birbirimizin teninden kopamıyor, söndüğümüz yerden yeniden alev alıyorduk. Ancak eninde sonunda durulduğumuzda bitmek bilmeyen sohbetlerle güneşi karşılıyorduk. Bana kaldığı manastırdan, çocukluğundan, doğduğu topraklardan ve üyesi olduğu hanedanlıklardan bahsediyordu. Iris’i dinlemek bir masalı dinlemek gibiydi. Komik, heyecanlı, tehlikeli yanları vardı anlattıklarının. Saat gece üçe gelirken çıplak bedeni, çıplak göğsümün üstüne kıvrılmıştı. Küçük, ufak tefek bir kadın olmasına rağmen soyunda taşıdığı güçten olsa gerek son derece dayanıklıydı. Parmaklarım saçlarının arasında gezinirken tavanı izliyordum. Sonra ne olacaktı? Iris’in ne hissettiğini bilmiyordum fakat her şeyi onunla deneyimliyordum. Bir kadınla dost gibi değil de bir erkek gibi bağ kurmayı, normal bir ilişkinin nasıl hissettirdiğini, bir kadınla uyumayı, sabahlara kadar sohbet etmeyi… Her şeyden öte seks dışında hayata dair gerçek bir şey paylaşmayı öğreniyordum. Her şeyin sona ereceğini bilerek devam etmek derin bir huzursuzluğa neden oluyordu. “Ne düşünüyorsun?” diye sordu başını kaldırıp bana baktığında. Gözlerimi küçük yüzünde gezdirirken bir süre önce biten sevişmemizin kanıtı olan şişmiş dudaklarını okşadım. “Her şeyi ve hiçbir şeyi.” Gözlerini devirdi. “Bu dolambaçlı bir cevap.” Gülümsedim. “Bu önemli bir şey düşünmüyorum, demek.” Eğilip dudaklarını öptüğümde bedeni bana doğru resmen eridi. Kolumu beline sararak onu tamamen kendime çektim. Böylece daha rahat öpüşebildik. Onun yanında içimdeki canavar yatışmış oluyordu, zihnine girmekle ya da olumsuz duygularını sömürmekle ilgilenmiyordum. Sadece Iris’i arzuluyordum. Yanımda yokken bile tek yaptığım şey onu düşünmekti. “Bize ders veren baş rahibe şu an beni görseydi kalp krizi geçirirdi,” dediğinde güldüm. “Eminim kalp krizi geçirmesini izlerken keyif alırdın.” Alt dudağını ısırırken omuzlarını silkti, elbette keyif alırdı. “Ah, sana ne soracaktım,” dedi yeniden göğsüme uzanırken. “Aklımı karıştırdığın için hepten unuttum.” “Neymiş?” “Amber’den bahsetmiştin, şu üzerinde büyü olan kızdan. Hani bir Athera olduğunu söylemiştim. Ne yaptığınız? Sorununu çözebildiniz mi?” “Sayılmaz.” Başımı iki yana salladım. “Doğrusu üzerine uzun uzun konuşmamız mümkün olmadı. Kızın hayatı son zamanlarda alt üst olmuş durumda. Bir fırsatını yakaladığımda nasıl olacağını sorarım.” “Eğer birisi büyüyü korumak için yaptıysa ona yardımcı olabilirim,” dedi uykulu bir sesle. “Onu yanıma getir, bir bakayım.” “Emin misin?” diye sordum, Amber’i görmeyi istemesini beklemiyordum. Esnedi. “Eminim, Atheraları severim.” “Ona sorarım.” Başının üzerini öptüm. Bana iyice sokulurken göğsümü öptü ve saniyeler sonra uyuyakaldı. Belki de en hızlı çözüm buydu, Amber’i buraya getirmek. Böylece Iris birinci elden yardım edecek, Amber de büyünün lanetinden kurtulacaktı. ✨ Meline Sarulas: Akademideki son dönemim çok huzlı geçiyordu. Çoktan üçüncü haftanın başına gelmiştik ve onuncu devriyeme çıkmak için hazırlanırken diğerlerinin laklak etmesini dinliyordum. Aklım Bran’deydi. Killian ile gittiği günden beri onunla sadece bir kez telefonda konuşmuştuk. Annemle iletişimim ise ta…

Bölümün tamamını WritePad'de oku