Bölüm 8: Mücadele
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 8: Mücadele✨ Larissa Blanca: Ortalama birisi olmak her zaman fobim olmuştu. En iyisi olmak için mücadele etmek çocukluğumun tanımıydı ve şimdi on dokuz yaşında genç bir kadınken de aynı korkuları yaşıyordum. Endişelerimin temelinde yetersizlik duygusu yatıyordu çünkü babam karadan bir insanıydı. Annem ona âşık olma hakkına sahipti çünkü sürünün kraliçesi oydu ama ben, babam o olduğu için her zaman yarı-siren sayılmıştım. Oysa annemin baskın genleri sayesinde bir sirenin sahip olduğu her şeye sahiptim. Diğerleri kadar güzeldim, diğerleri kadar ilahi bir sesim vardı, diğerleri kadar iyi şekil değiştirebiliyordum, diğerleri kadar vahşiydim. Sirenler karadan gelenleri sevmezlerdi, sanıyorum bu yüzden beni de hiç aralarına kabul etmemişlerdi. Suyun verdiği huzuru, kuyruklu formumun hissettirdiği doğallığı ve vahşi güzelliği seviyordum. Bana olduğum kişiymişim gibi hissettiriyordu ancak annemin sürüsü hiçbir zaman bana bir yuvadaymışım gibi hissettirmedi. Onlarla yüzmeme izin vermeyen yaşıtlarım, adetler gereği onlarla yüzdüğümde bana tuhaf bakışlar atan öteki üyeler, her zaman bir sıfır geriden başladığımı hissettiren sözler… Babamın denizin hemen kenarında olan evinde yaşamak her zaman daha huzurluydu. Annem karayı tercih ettiğim ve sürüden ayrıldığım için kişisel utanç kaynağı olduğumu söylüyordu oysa karayı tercih eden ilk kişi oydu. Üstelik babamı bırakmamıştı da, babamın evinin denizin kenarında olmasının nedeni de annemdi. Birbirilerine hala deliler gibi aşıklardı ama bu ilişkinin günah keçisi bendim sanırım. Yine de babamdan yana hiçbir suçlama görmedim. O her zaman beni olduğum gibi kabul eden nazik bir adamdı. Burası için beni en iyi şekilde hazırlamıştı. Kendimi asla kabul ettiremediğim bir sürünün parçası olmaktansa burada her yönümle benim kabul eden başka bir sürünün parçası olmanın bana daha iyi hissettirebileceğini söylemişti. Eh, sanırım o da bu konuda yanılmıştı. Yanılsa da babamı seviyordum, asla benim kötülüğümü düşünmezdi. Zaten sürünün ‘zaten buraya asla uyum sağlayamazdı’, ‘burası için asla yeterli değildi’ gibi oradan ayrılmamdan sonra kendilerini haklı çıkartışlarından bıkmıştım ve annemin her karşılaşmamızda bana olan iğneleyici sözlerinden, babamın her defasında ara bulmaya çalışırken annemle çatışmasından yorulmuştum. Morana Akademisi kaçmak için bir fırsattı. Görünen o ki yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum. Burası bok gibi bir yerdi. En hafif tabiriyle tabii ki. Elementalistlerden birisiydim, suya hükmedenler arasındaydım ve bu yüzden kibarlığıyla bilinmeyen Desmond Blake’nin dersine yetişmeye çalışıyordum. Asistanlarından birisinin benim dersime gireceğini biliyordum, geçen hafta da öyle olmuştu ama her şey en ince ayrıntısına kadar rapor ediliyordu Bay Blake’e. Koridordaki öğrencilerin arasından geçerken hiç değişmeyen, hatta gün geçtikçe daha da kötüleşen gözlerden kaçınmaya çalıştım. Caleb’le ve elbette ki onun lanet olası klonu ile birlikte olduğum haberi akademiye yayıldığı günden beri -sadece bir hafta oluyordu- hayatım resmen cehenneme dönmüştü. İlk başta katlanılabilir seviyedeydi. Gerçekten, duymazdan gelebiliyordum. Bakmazsam görmezdim, görmezden geliyordum ama zamanla iş sözlü tacize ulaştı ve arkadaşlarıma da sıçradı. İşin kötüsü bu işin daha da ileriye gideceğini şimdiden görebiliyordum. Bugün sabah koşusunda birisi Vanya’ya onun da benim kadar maharetli olup olmadığını sorup şaplak atmıştı. Açıkça taciz. Elbette Vanya o piçin elini kırıp cevabını vermişti ama bu hiçbir şeyin sonu değildi çünkü beni bir türlü kendi halime bırakmayanlar arasında üst sınıflar da vardı. Bizden daha güçlü olanlara karşı yapabileceklerimiz sınırlıydı. Özellikle de herkes birbirinin arkasını böylesine kollarken… Adımlarımı hızlandırdım. Kimseyle çakışmadan sınıfa girersem kurtulmuş olurdum çünkü eğitmenlerin yanında saygısızlık yapmıyorlardı. Kahkaha atan bir kızı duyduğumda oraya doğru döndüm, keşke dönmeseydim. Zaten bana bakıyordu ve bunun arkasından bir şey geleceğini biliyordum. “Hey Larissa!” diy…