Bölüm 5: Vampir Lordu
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 5: Vampir Lordu✨ Lavanya Olden: Beni en son ensemden sürükleyen kişi şu an büyük büyük dedelerinin yanında, henüz daha yetmiş beş yaşına yeni girmişken gömülmüştü. Ve Sebastian Grantham beni ensemden tutmuş sürükleyerek farkında olmadan mezarını kendi kuzeninin yanına kazıyordu. “Bırak beni!” dedim devasa elinden kurtulmaya çalışırken. Ben genelde sakin bir tiptim. İntikamımı asla o anda almazdım. Hep sakin davranır ve bir o kadar da planlı giderdim. Gücümü hiç kimseye tam olarak göstermedim. Bu konuda akıllı olan tek kişi Amber Shadow değildi. O kızın bir omega olmadığını adım kadar iyi biliyordum. Kendini bir omega olarak saklamak istiyorsa buna saygı duyardım tabii ki. Keza ben de bir omega değildim ama bu zengin götlere hizmet etmeyecektim. Krallık bu piçler yüzünden babamı öldürmüş, annemin kanını son damlasına kadar sömürmüştü. Bana aynısını yapmalarına izin vermeyecektim. Burada çok başka bir amacım vardı. “Boşuna çabalıyorsun.” Bizi mağaradan dışarı çıkarttığında kısa bir anlığına da olsa enseme bastırmayı bıraktı ama bunu sadece elini kaldıracak kadar kısa süreliğine yapmıştı. Karşımızda karanlık bir kapı belirdiğinde gözlerini bile kırpamadan beni içeri itti, dengemi sağlamam mümkün olmamıştı. Ayaklarım birbirine dolandığında dizlerimin üzerine düştüm ama düştüğüm yer kuru toprak değil, bir halının üzeriydi. Üzerimdeki ıslak elbisenin beni ne kadar ifşa ettiğine aldırmadan ayağa kalktım. Burası bir odaydı ve kokusundan anladığım üzere Sebastian’ın odasıydı. Yumuşacık bir halı, dört direkli etrafından siyah tüller sarkan kırmızı kadife örtülü dev bir yatak, kenarda büyü kitapları, siyah bir kanepe ve işlemeli ayna. Burası resmen özel tasarımdı ve biz omega grubunun kaldığı rezil yatakhanenin yanında resmen bir kral süitiydi. Havada asılı duran mumlara bakarken arkamdaki varlığı hissetmem uzun sürmedi. Yönümü ona döndüm. Hemen arkasında kalan kapı sıkıca kapalıydı ve üzerindeki parlak, kırmızı çizgilere bakılırsa büyüsüyle kilitlenmişti. Yani bu odada, onunla yalnızdım. Güçlü, vahşi bir avcı. Benden nefret eden bir avcı. Kızıl gözlerine baktığımda aramızdaki boy farkının rahatsız edici boyutta olmasından nefret ettim. Safkan bir anneden ve bir o kadar güçlü bir babadan doğmamın sonucu bir metre altmış santimden daha fazlasını gerektiriyordu. Ama işte buradaydım, bir altmış boyumla neredeyse iki metre olan bu vahşi avcıya karşı koymam gerekiyordu. Hele de kanımın tadını hiç almaması gerekiyordu. “Benden ne istiyorsun?” diye sordum. “Sence?” “Beni öldürmek mi istiyorsun?” Ellerimi kalçalarıma koyarken güldüm. “Amcan bile bunu yapmadı, beni kraliyete teslim etti ve kraliyet de beni buraya gönderdi. Bunu yapamazsın.” “Beni yapamazsın diyerek kışkırtırsan ölümle daha yakından tanışırsın minik şey,” dedi aşağılayıcı bir tonda. “Yani, istediğin bu mu?” “Christian sana tapıyordu,” dedi rahat hareketlerle aynalı komodine doğru yürüdüğünde. Üzerinde iç çamaşırından başka bir şey olmadığını o an daha iyi fark ettim. İnce boyunlu cam sürahiden kendine kırmızı bir sıvı doldurdu, eğer koku duygum beni yanıltmıyorsa kan ve şarap karışımı bir şeydi. “Ve sen onu öldürdün?” Elbette tapacaktı, ona kanımı veriyordum. Beni herkesten böylesine saklamasının, bana böylesine ilgi göstermesinin nedeni buydu. Onu güçlü yapan, onu bir türlü alt edemediği kuzenini yenecek kadar güçlendiren bendim. Ben onun küçük sırrıydım. Sebastian’ı, belki de kendisinden bile daha iyi tanıyordum. Bu yüzden Agres anlatırken hiç etkilenmemiş, sadece alay etmiştim. Sebastian Grantham, Christian Grantham’ın en büyük rakibiydi. Takıntısıydı. Christian yüzünden ben de ona takıntılı hale gelmiştim. Eve geldiği günlerde ortaya çıkmam yasaktı çünkü Christian onun beni görmesini asla istemiyordu. Çok kıskançtı ama ben, onu karartılmış camların arkasından, kapı deliklerinden izlerdim. Bütün vahşiliğine rağmen Sebastian bir centilmendi, takım elbise giymiş bir canavardı ve onu görmek beni hep tetikliyordu. Ailemi mahveden, onları kraliyete satan kandan birisine bu k…