Şafağın Gardiyanları

Bölüm 53: Replika

Yazar:

Şafağın Gardiyanları - Şeydanur İpek kitap kapağı
Şafağın Gardiyanları kitap kapağı

Merhaba, uzun bir aradan sonra sizinle bir aradayız. Yeni bölüm biraz kısa ancak bu zaten ara bölüm, hem de çarşamba günündeyiz. En nihayetinde benim bölüm günüm bile değil. Asıl bölüm pazar ya da cumartesi günü Meline'nin ağzından olacak. Size keyifli okumalar diliyorum. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. ✨Bölüm 53: Replika✨ İblis Prenses Vega: Adım Iris. Aslında Vega değilim. Ne asil kandanım ne de bir prensesim. Ben bir replikayım. Gerçek prensesin replikası olarak yetiştirildim. Manastırda, bir rahibenin kızı olarak doğdum. Annemin yasak ilişkisinin beni toplumda kara bir leke olarak göstereceğini düşünüyordum ama Oberon Balthazar’ın topraklarında annesini ve babasını seçemeyenler için de yer vardı. Tapınaktakiler annemi affetmediler ama beni kabul ettiler. Beni yetiştirebileceklerini fark ettiler. Hayatım boyunca bir görev üzerine yetiştirildim. Bir anahtar olmak için. En iyisi olmak için çabaladım. Bir an olsun kendimi geri çekmedim, korkaklık etmedim. Şu an olmam gereken yerde, tam da olmam gereken konumdaydım ancak bu aslında tek bir kapıya çıkıyordu. Ölecektim. Aşağıdaki balonun şatafatlı gösterilerini üst kattaki balkondan izlemekten sıkılarak esir olduğum odaya çekildim. Bana verilen kitaplarla oyalandım. Hepsi gerçeklerini bildiğim sahte bilgilerle doluydu. Bir yerden sonra onlardan da sıkılmıştım. Gecenin ilerleyen saatlerinde uykudan bi’ haber halde yatakta uzanıyordum. Derken bir tıkırtı duydum. Odamın kapısı tıklanıyordu. Yattığım yerde hızlıca doğruldum ve kapıya baktım. “Gelin.” Odanın kapısı açıldığında Marcus’u orada gördüm. Ağır hareketlerle içeri girdi, kapıyı arkasından örterek ışığı dışarıda bıraktı. “Subay?” dedim kaşlarımı kaldırdığımda. “Neler oluyor, bu saatte burada ne işiniz var?” Marcus bana doğru yürürken üzerindeki ceketin düğmelerini çözdü, böylece altındaki ince iç gömleğini görebildim. Ceketini rastgele bir yere attı ve yatağımın ayak ucuna yöneldi. Onu gördüğüm ilk günden beri cehennem kadar ateşli, bir o kadar da ölümcül olduğunu düşünüyordum. Benim güçlerim zihnimdeydi, onunkiler ise tamamen savaş için yaratılmış silahlardı. Öte yandan onu gerçekten arzuluyordum. Manastırda şehvetin tehlikeli bir şey olduğu hepimize öğretilmişti ama bunun hayatın bir parçası olduğunu düşünüyordum. Bizi ele geçirmesine izin vermediğimiz sürece epey keyif alabilirdik. Tabii hala bakire olduğum düşünüldüğünde bu konudaki felsefemin tam tersine yürüyordum. Marcus güzel mavi gözleriyle baktı. Hüzünlü gözlerinde bana dokunan bir şeyler vardı. Onun kadar acımasız bir adamın nasıl böyle gözlere sahip olmasına akıl erdiremiyordum. “Sarhoşum,” dedi omuzlarını silktiğinde. Yatağın yanına dolandı ve uzattığım bacaklarımın dibine oturdu. “Aslında neden buraya geldiğimi biliyorum ama gelmemi sağlayan şey alkol.” “Neden buradasınız subay?” “Bilmek istiyorum,” dedi kısık bir sesle. Onu süzdüm. Çökmüş omuzları ve sarhoş ifadesiyle çok yorgun görünüyordu. Yorgunluktan da öte bıkmış gibiydi. “Neyi bilmek istiyorsunuz subay?” “Herkes bunun bir lütuf olduğunu düşünüyor oysa bu bir lanet.” Elini kaldırıp baldırımın üzerine koydu, dalgın bir şekilde sert avcuyla tenimi okşadığında bütün tüylerim ayağa dikildi. “Sürekli başka birisinin yatağında olmaktan nefret ediyorum,” diye devam etti yine kısık bir sesle. “Kendimi fahişeler gibi hissettiriyor, yalnız ve ucuz. Kimsesiz. Annem yok, babam kim bilmiyorum. Bilmek istediğimi de sanmıyorum. Hayatım boyunca boktan bir kafesin içinde üzerimde deneyler yapılarak büyüdüm.” Sustu. Tenimi okşamaya devam ederken birden konuşmayı bıraktı. Gözlerimi bacağımdaki büyük elinden ayıramazken bir şey söylemem gerektiğini hissettim. “Ben de manastırda tek başıma büyüdüm ve güçlerim için devamlı olarak sınandım, testlere maruz kaldım.” Gerçekten annesiz ve babasız olduğumu söyleyemezdim ama en azından onunla uyan başka parçalarım vardı. “Seni biraz da olsa anlayabiliyorum. Yalnızdım, kimse elimden tutmadı. Senin adına da kendim kadar üzgünüm.” “Ailem hiç olmadı,” diye devam etti. “Bu yüzden be…

Bölümün tamamını WritePad'de oku