Bölüm 52: Kırılan Bağ
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 52: Kırılan Bağ✨ Prens Hunter Oberon: “Hunter. Altın kanla doğdun, saf büyünün zırhıyla donatıldın. Böylesine bir güçle kadere, evrenlere ve masumlara karşı borçlusun. Borcunu ödemen için senden istediklerimiz basit. Aslanın terbiyecisini bul ve prensesi hizada tut. O senin eşin, onunla bir ol ve sakın başka tarafa geçmesine izin verme.” Tanrıçalar bana ilk ulaştıklarında görevlerimi de tebliğ etmişlerdi. Şimdi prensesin yanındaydım, eşimin. Lysandra. Benim Lysandra’m. Avizeler düşüp de salon karanlığa büründüğünde kendimi ona doğru koşarken buldum. Yemek masasının gerisinde kalan kolonların arkasında saklanıyordu. Ellerimin buz kestiğini, korkunun içimde kükrediğini ve vahşi bir hayvan gibi beni yemek için beklediklerini hissettim. O an hiçbir şey umurumda değildi, varlığımın yegâne amacı onu kurtarmak ve korumaktı. “Lysandra!” İrileşmiş altın sarısı gözleri benimkileri bulduğunda yüzündeki korkunun silindiğini ve gergin omuzlarının çökmesini izledim. İlkel bir güdü de olsa eşimin, benim olan kadının bana bu denli güvenmesinden sağlıksız bir memnuniyet duydum. “Buraya gel güzelim.” Hızlıca kolonun arkasından çıktı ve koşar adımlarla bana yaklaştı. Uzattığım elimi tutarken bir an bile düşünmemişti ama bu ona dokunduğum ilk andı. Her şeyiyle kemiklerime kadar işledi, varlığımı anlamlı hissettirdi. “Birden avizelerin hepsi düştü,” dedi diğer elini pazıma koyduğunda. “Ne olduğunu anlamadım bile.” Mümkün olan en hızlı şekilde konuşuyordu. “Her şey karardı, ben sandım ki, iblisler, onlar…” “Hey, hey, nefes al güzelim.” Ellerimi kaldırıp nazikçe yanaklarına yerleştirdiğimde durup derin bir nefes aldı ve yutkundu. Yüzü avuçlarımın arasında o kadar iyi hissettiriyordu ki… ah, tanrıçalar. Sanki onu kirletiyormuş gibi hissediyordum. Annemin bu fikirden nefret ettiğinin farkındaydım, Odessa’nın kızı olduğu için onu bana layık görmüyordu ama Lysandra… farklındaydı. O annesi gibi değildi. “Korkma, ben buradayım,” dedim usulca. “Sana kimse zarar veremez.” “Kimse mi?” diye sordu elleri ceketimin iki yanını kavradığında. Ona gülümsedim. “Kimse.” “Sana hiç çok egoist olduğunu söylediler mi subay?” diye sordu, işte burada. O hınzır parıltılar güneş gibi ışık saçıyorlar. “Cesur kelimesini tercih ederim prenses,” dedim gerçekten cesaretimi toplamaya çalışırken. “Hadi gel.” Elimi beline koydum. “Buradan çıkalım, asayiş sağlanana kadar uzak kalsan iyi olur. Annen de seni merak eder, onun yanına gitmeliyiz.” “Hayır.” Başını iki yana salladı. “Annemin yanına gitmeyelim Arthur.” Kahretsin, adımı duymak ondan güzel hissettirebilirdi. Tabii bu benim gerçek adım olsaydı. “Bana Hunter, de,” dedim usulca. Kaşları çatıldı. “Ah, adını söylediğim için fazla samimi hissettirdiyse…” “Hayır.” Bu defa başını iki yana sallayan bendim. “Bana Hunter denmesini daha çok seviyorum. Bu yüzden yakınlarımdan bana Hunter demelerini istiyorum.” “Yakınlarının,” diye tekrarladı kaosun devam ettiği salonun ortasında, her şeyden bir haber dikilirken. Başımı salladım. Dudakları usulca kıvrıldı. “Çıkalım buradan,” dedi ve beni geride bırakacak kadar özgüvenli bir edayla önden yürüdü. Onun peşinden yürüdüm, halimden memnundum. “Annenin yanına gitmek istemediğinden emin misin?” Birkaç büyük adımda yanına vardığımda bana huzursuz bir bakış attı. Saçları yeniden yüzünün yanını kapatıyordu. Onları geri çekmek istesem de bundan memnun olmayacağını seziyordum, bu konuda çok hassastı. “Evet, sadece bir uşak bulup iyi olduğumu, biricik gözdesi son Athera ile birlikte olduğumu söyleyelim yeter.” Elini salladı. “Sonra beni unutur gider.” “Anneni benden mi kıskanıyorsun prenses?” diye takıldım ona. “Hah, çok istiyorsan senin annen olabilir,” diye homurdandı ıssız bir koridora daldığımızda. “Hem eminim o da bundan daha memnun olurdu.” Burnunu kırıştırdı. “Çirkin ve güçsüz bir kızdan çok daha iyisini elde ettiğini düşürdü. Yakışıklı, kusursuz, güçlü Arthur Hunter.” Ellerini manşet atıyormuş gibi açtı. “Odessa’ya layık olan oğul.” “Kes şunu Lysandra.” Sesim istediğimden sert çıkmıştı, b…