Bölüm 50: Zamanın Delik Cebi
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 50: Zamanın Delik Cebi✨ Amber Shadow: I WANNA BE YOURS Kabullenmenin zamanı gelmişti. Hayatımızda normal bir an yoktu ve olmayacaktı da. Koskoca balo salonunun bütün avizelerinin kopmasının başka nedeni olamazdı. Şimdi bir köşede durmuş, büyücülerin ‘geri kazandırma’ büyüsü ile avizeleri asmalarını ve ortalığı temizlemelerini izliyordum. İmparatoriçe Odessa çok gergindi, Estelle onun öfkesinden payını alan ilk kişiydi ve şu an kimse onun karşısına çıkmak istemiyordu. “Kimin yaptığını gördünüz mü?” diye sordu Isabelle. Başımı iki yana salladım. “Bence…” “Seni öldüreceğim orospu çocuğu!” Genç bir adamın bağırışı ile birlikte, balo salonunun yan odalarından birisi patlarcasına açıldı ve yaşlı bir adam yere yuvarlandı. Killian ve Tobias anında öne çıkarak bizi arkalarına aldıklarında Isabelle koruma içgüdüsü ile beni ve Lisa’yı kolunun altına çekmişti. Kendimi tam anlamıyla bir ailenin parçası gibi hissediyordu ve bu dünyanın en güzel hissiydi. Aidiyet. “Baron Vardan mı o?” dedi Tobias. “Gerçekten de o,” dedi Killian. “Saldıran kim?” diye merakla kafasını uzattı Lisa. “Aristokrat Bruce Crawford’un oğlu,” dedi Isabelle. Çığlıklar bir kez daha yükselirken ben de başımı eğerek neler olduğuna baktım. Genç adam normal kulaklara sahip olduğuna göre bir şekil değiştirendi ve yerde yatan koca göbekli baronun tepesine bir karabasan gibi çökmüştü. Açılan kapının arkasında ise küçük bir oğlanın endişeli yüzü vardı. “Hemen durdurun şunu!” diye bağırdı birisi. “Aman tanrım, bu barbarlık!” dedi başka bir kadın. Buna barbarlık mı diyordu? Tam olarak nerede yaşıyordu, pembe bulutların tepesinde koşturan boynuzlu atlar diyarında mı? “Crawford!” Vincent’in güçlü sesini işittiğimizde bakışlarım hızla sesin kaynağına döndü. Baronun az önce fırladığı kapının önünde muhteşem takım elbisesi ve güçlü aurası ile dikiliyordu. Gözlerim onun her bir santimetresini ezberlerken ciddi ifadesine baktım. Alfalık taslamasına bayılıyordum, bana yapmadığı sürece bu epey çekiciydi. Genç adama doğru yürüdü ve onu tek hamlede baronun üzerinden aldı. “Kendine gel!” dedi öfkeyle. “Nerede olduğunu sanıyorsun, babanın ağılığında mı?” “Alfam,” dedi genç Crawford. “Bu şerefsiz herif, küçük kardeşime dokunmaya çalıştı. Siz de gördünüz! Nasıl sakin olmamı beklersiniz? Onu parçalamalı ve sürümün köpeklerine yedirmeliyim! Bize böylesine hakaret etmeye nasıl cüret eder?” “Adi pislik,” diye tısladım. “Al benden de o kadar,” dedi Tobias kısık bir sesle. “Bu piçin böyle haltlar yediği uzun zamandır konuşuluyordu. Burada yapacak kadar ileri gittiğine göre imparatoriçe ona epey güven veriyor olsa gerek.” “Alfa görmüş,” dedi Killian. “Bu saatten sonra geri dönemez, ya öldürülecek ya da parlamentodan atılacak.” “Umarım ölür,” dedi Lisa tiksintiyle. “Sakin ol,” dedi Vincent onu tutmaya devam ederken. “İmparatoriçe Odessa’ya teslim edilecek ve yargılanacak.” Askerlere baronu götürmelerini işaret etti. “Ben de senin yanında şahitlik edeceğim ve yaptığı sapkınlığın bedelini ödeyecek.” “Siz kim oluyorsunuz da beni böyle bir şeyle itham ediyorsunuz?” diye bağırdı baron sürüklenirken. “İmparatoriçeye hesap vereceksiniz! Hepiniz!” “Kes sesini seni pislik!” Daha yaşlı bir adam, Vincent’ten uzaklaştırılan barona saldırdığında elindeki gümüş vazoyu Vardan’ın kafasına vurdu. Bir kadın, sanırım karısıydı, onu barondan uzaklaştırmaya çalışırken çoktan ortalık yeniden karışmıştı. Önde gelen bir ailenin böylesine hakaret uğraması karşısında insanlar cephe almıştı bile. “Vanya nerede?” diye sordu Lisa. “Kahretsin, bilmiyorum!” Telaşla etrafıma bakındım. “Gidip onu bulmalıyız.” Lisa benim elimden tuttuğu gibi tenha olarak çıkışa doğru çekiştirmeye başladı. İki farkı yöne ayrılarak Chris başına çökmeden önce Vanya’yı aramaya koyulduk. Devasa sarayı ve devasa bahçesindeki aramaların ardından biricik arkadaşımı Sebastian’ın kollarında bulmayı beklemiyordum ama Chris piçinin yanında olmadığın sürece kendisini ne kadar arattığının bir önemi yoktu. Sebastian’ın yanında olmak ona iyi gelmiş görünüyordu.…