Bölüm 49: Parlak İpler
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 49: Parlak İpler ve Bağlı Zihinler✨ Amber Shadow: Her şeyin ne zaman bu raddeye geldiğine dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Hayatımın içinden büyük bir dalga geçmiş ve beni de kendisiyle birlikte sürüklemişti. Sanıyorum her şey Vincent’in, Killian ve Isabelle’nin evine gelmesiyle başlamıştı. Sadece bir günde kafamı karıştırmış, kararlarımı sorgulatmış ve ona ne kadar âşık olduğumu fark etmemi sağlamıştı. Onunla ilgili çizeceğim yolu düşünüyordum ama rahat edip etmediğimizi kontrol etmek için gelen Isabelle dövmelerimi gördü. “Bunlar nedir canım?” diye sorduğunda kendimden beklemediğim bir şey yaptım. Ona her şeyi anlattım. Anlatmaya, konuşmaya ne kadar ihtiyacımın olduğunu da o an fark ettim. Isabelle ve Killian’a çok güveniyordum. Bana uzun zamandır tanıdığım bir aile dostu ya da her yanımda kalan akrabalarım gibi hissettiriyorlardı. Bu yüzden Isabelle’ye dövmelerden, aslında bir Athera olmamdan, gücümün baskılanmasından ve bunu kimin yaptığını bilmediğimden ama çok korktuğumdan bahsettim. Daha önce, Arthur’dan başka kimseye korktuğumu söylememiştim. “Bunu Killian ile paylaşabilir miyim?” diye sordu Isabelle, güzel yüzünde endişe vardı. Sadece başımı salladım. Isabelle’nin bilmesi ile Killian’ın bilmesi arasından benim açımdan bir sorun yoktu. Isabelle gidip kocasını çağırdı ve Killian Damian, Kan Kasabı’ndan çok bir baba gibi, bir amca gibi yaklaştı bana. Ben yatağın ucunda hasta olmuş bir çocuk gibi otururken önümde diz çöktü ve dikkatle dövmelerime baktı, bu esnada Isabelle ona her şeyi anlatıyordu. Killian hiçbir şey okunmayan ifadesi ile beni izledi ve en nihayetinde gözlerime baktı. “Sırlarını kendine saklarken sana yardımcı olamam kızım,” dedi ciddi bir tonla. “Her şeyi anlattım zaten.” Omuzlarımı silktim. “Ben de bu kadarını biliyorum, Marcus ve Arthur bunları çözmem konusunda yardımcı oluyorlar ama inan bana ben de kendim hakkında her gün yeni bir şey öğreniyorum.” Ellerini dizlerime koydu. “Bu konuda sana güveniyorum,” dedi başını salladığında. “Ama Athera olduğunu ama bunu bilmediğini seni gördüğüm ilk gün de anlamıştım.” Kaşlarım havalanırken şaşkınlığım onu güldürdü. “Eh, ben de bir şeyler biliyorum, hayat bana da bir şeyler öğretti. En nihayetinde Athera olan bir alfanın bağıydım. Bana daha fazlası lazım.” Parmağını kaldırıp göğüs kafesim üzerindeki desenlere dokundu. “Söyle bakalım, Janice’yi nereden tanıyorsun?” Yutkundum. “Janice mi?” dedim şaşkınlıkla. “Bu desenler ona ait,” dedi başını yana doğru yatırdığında. “Her Athera’nın kendine has büyü desenleri olur ve bunları Janice’nin. Ama asıl soru, sen onu nereden tanıyorsun?” Şaşkınlıkla yüzüne bakakaldım. “Janice’yi hepiniz tanıyorsunuz, öyle mi?” “O, Leah’ın en iyi arkadaşıydı, keza bizim de öyle. Herkes kadar o kadar fedakârlık yaptı.” “Biliyorum.” Başımı salladım. Killian’ın kaşları ilgiyle havalandı. “Nereden biliyorsun?” “Günlüğünü okudum, çok fedakârlık yaptığını ama tanrıçaların onu asla ödüllendirmediğini, Zade ve Leah’ın bile onlara karşı geldiği halde ödüllendirildiğini yazmıştı. Oysa kendisi hep uysalmış ama hiç iyi gün görmemiş, oğlunu bile sevememiş.” Isabelle yutkundu. “Tanrıçalar ne isterse bunu yapmak zorundayız ancak Janice kesinlikle çok büyük bedeller ödedi, bu hikâyede canı en çok yanan kişinin onun gibi en savunmasız kişi olması gerçekten üzücüydü.” “Günlüğüne nasıl ulaştın?” dedi Killian dikkatini dağıtmadan. “Şey…” Ellerime baktım. “Beni o büyüttü.” “Seni o mu büyüttü?” dedi Isabelle bir adım öne çıkarak. “Ama onu hiç bulamadık. Neredeydiniz?” “Vespera’da, başkentte.” Yutkundum. “Yanında çok kalamadım, en fazla beş altı yaşına kadar. Sonra imparatoriçe yerimizi buldu ve onu öldürdü.” “Lanet sürtük,” diye tısladı Isabelle ellerini saçlarından geçirirken. “Sen nasıl kurtuldun?” “Teyzem beni kaçırabilmek için onlarla yüzleşmeyi kabul etti. Beni ustaya gönderdi, kaçmamı söyledi.” Bedenim kasıldı. “Ben de kaçtım, tıpkı bir korkak gibi.” “Daha çocuktun,” diye reddetti Killian. “Kaçmak dışında ne yapabilirdin ki?” “Bilmem, sanki hep…