Bölüm 45: Akademiden Uzakta
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 45: Akademiden Uzakta✨ Sebastian Grantham: Beatrice. Sırf ona benzediği için sevdiğim bir altın kanatlı kelebeğim vardı. Lavanya. Adını altın kanatlı kelebeğimden alan, burnumun ucunda uçan kadındı. Nasıl fark edememiştim? Lavanya adını daha önce duyduğum için mi umursamamıştım? Yoksa Beatrice asla ulaşamayacağından ondan vazgeçtiğim için mi görememiştim? Şimdi benden çok uzakta bir yerde, şerefsiz herifin birisi onun kanatlarını kopartırken nasıl yerimde durabilirdim ki? Alfam, arkadaşlarım, herkes benden sakin olmamı bekliyordu. Ben nasıl sakin olabilirdim ki? Bana dair iyi bir şey varsa o da Beatrice’ydi. Daha kendimi bu kadar iyi tanımıyorken bile oydu. Her zaman oydu. Kim olduğunu bilmediğim zamanlarda bile oydu. Amcamı köşkünde bulamadığım için Kızıl Malikane’nin kapılarına dayanmıştım. Dedemin mahiyetindeki saygınlığımı sadece kanımla değil aynı zamanda bileğimin hakkıyla ve vahşiliğimle de kazanmıştım. Bu yüzden kapıdaki adamlar, yüz ifademi gördüklerinde beni durdurmak için bir adım bile atmamışlardı. Denemeleri bile ölüm getirirdi. Hızlı adımlarla kan fıskiyelerinin olduğu avluyu geçtim, malikanenin ana girişindeki kapılar benim için açılırken kapıda dikilen adamlar gerginliğimin farkındaydı. Umurumda bile değil, kanım kaynıyordu. Zihnimdeki kükremelerini durduramıyordum. Kahretsin! Kahretsin! Nasıl onu aramayı bırakmıştım? Nasıl onun gerçekten Chris’i istediğini düşünmüştüm ki? Yutkundum. Yıllarca intikam için onun yanında kalmış ve Chris’in her türlü işkencesine maruz kalmıştı. Tam ondan kurtulduğunu düşündüğü anda yeniden ağına düşmüştü, dahası Chris çok daha öfkeli olmalıydı. Vanya’nın onu öldürmeye çalıştığını artık biliyordu. Boğazım düğümlenirken göğsüme keskin bir acı yayıldı. Onu bir an önce kurtarmam gerekiyordu. Salona giden yola girdiğimde kalbim gittikçe hızlanıyordu. Öfke ve nefret beni diri diri yutmak için içimde büyüyen bir tohum gibiydi. Dedemin kabul odasının kapısı kapalıydı ve önünde üç kişi diliyordu. İkisi dedemin adamıydı fakat o bir kişi amcamın korumalarından birisiydi. Demek amcam buradaydı, o zaman belki… “Açın kapıyı,” dedim önlerinde durduğumda. “Genç Efendi.” Amcamın piçi eğildi. “İçeride özel bir görüşme var. Sizden beklemenizi…” “Kapıyı açın!” diye bağırdım hiddetle. Dedemin adamlarına baktım. “Hemen!” “Üzgünüm efendim,” dedi birisi. “Ancak biz gelen emirle…” Belimden çıkarttığım hançeri onun boğazına yaslayarak tek seferde kestim. Derin kesikten boşalan kan üzerime akıp gömleğimi kirletirken umurumda bile değildi. “Siktiğimin kapısını açıyor musunuz yoksa açmıyor musunuz?” “Lütfen zorluk çıkartmayın,” dediler. “Saygıdeğer Kont da içeriye kimsenin alınmamasını söyledi.” Amcamın adamına doğru yaklaştım. “Sence ben kimse miyim?” diye sordum parmağımla onu alnından ittirdiğimde. Elimdeki kan alnına bulaştı. “Benim kim olduğumu bilmiyor musun? Bana neden genç efendi dediklerini sanıyorsun, ucube? Ben senin de efendinim, önünde eğildiğinde herifin de efendisiyim. Kont’un tahtının tek varisi benim ve şimdi bu kapı açılmazsa,” alnını yeniden ittirdim. “Seni de öldüreceğim.” “Korkarım içeri girmek için beni öldürmeniz gerekecek,” dediğinde ona doğru atıldım. Ancak hazırlıksız değildi. Karşı koydu, bir politikacı ya da bir danışman, artık her ne sikimse, kendi için fena değildi. Kendi belinden çıkarttığı bir dikiştutmaz bıçağıyla bana saldırıyordu, hakkını vermek lazım sadık bir köpekti. Ancak o silahların gardiyanlar dışında taşınması yasaktı ve birisinin ona bunu öldürmesi gerekiyordu. Diğer herif destek çağırırken öfkeme yenik düşerek gücümü kullandım. Malikanede güçlerimizi kullanmak yasaktı çünkü buradaki mutlak güç yalnızca Kont’un kendisiydi ancak ne kurallar ne de sınırlar umurumda değildi. Onu duvara fırlattım, kan ipleri boğazına dolandığında bir köpeğin tasmasından çeker gibi asıldım ve yere düşürdüm. “Amcama sadık olduğunu söylerim.” Tasmayı bir kez daha asıldığımda başı koparak diğer kapı kulunun ayağına doğru yuvarladı. “Şimdi önümden çekiliyor musun yoksa seni de onların…