Bölüm 44: Paramparça Bağlar
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 44: Paramparça Bağlar✨ Arthur Hunter: Bölüm şarkısı Billie Eilish- Blue Ortalık cehennem yerine benziyordu. Gözlerimi yere düşmüş alfadan ayıramıyordum. Kükremesinden çıkan alevle yarısı yanmış ve cesetleri yere serilmiş ekibi inceleyemedim. “Kalk,” diye tısladım. “Kalksana!” Vincent kemikleri dışarı fırlamış kırık kolu, şakağından süzülerek yüzünü boyayan kendi kanı ve kıpırtısız bedeni ile orada yatmaya devam ediyordu. Hayatta kalanlar ejderha tipindeki tek kanatlı iblis ile savaşmaya devam ederken Killian Damian’ın harekete geçtiğini gördüm. Lanetli gücünü kullanmak için geliyordu. Onun kalkması gerekiyordu! Onun uyanması ve gerçek gücüne ulaşması gerekiyordu! Müdahale etmemem gerektiğini biliyordum ama dikkat çekme ihtimalim de yüksekti. Üstelik Killian müdahale ederse hiçbir işe yaramayacaktı. Canavar bir darbe daha savurduğunda pençesi Espen’in karnında koca bir delik açtı, siktir, bu gerçekten kötü görünüyordu. “Vincent!” diye haykırdım. Seni lanet piç, bayılmanın sırası mıydı? “Alfa Vincent!” Beni duyduğundan şüpheliydim ama şansımı denemek zorundaydım ya da ben müdahale edecektim ki bunu istemiyordum. Biraz geri çekildim, her şey tehlikeye girdiğinde alfanın ruhu uyanacaktı, bundan emindim. “Benim müdahale etmemi istemediğinden emin misin?” Arkamdan gelen sesin sahibini bildiğimden irkilmedim bile. “Hayır, onun uyanması gerektiğini biliyorsun, gerekirse ben dahil olacağım,” dedim Harzem’e. Espen’den sonra kayıp var mı diye kontrol ederken gücümü çekmek için gözlerimi güneşe çevirdim. Zihnimin içindeki beklememi söyleyen ses emrediciydi. Hadi ama, herkesi öldürecek bu iblis! “Onlar seni görmeden gitmelisin,” dedim kanım güçle ısınırken. “Ben istemedikçe beni kimse göremez, bunu biliyorsun sevgili kuzenim ,” dedi Harzem bana sırıttığında. Bu herifin bana olan düşkünlüğüne asla anlam veremiyordum, elbette kuzenini sevmekte tuhaf bir şey yoktu ama bu kadar tehlikeli olup bu kadar sevgi dolu olması tuhaf hissettiriyordu. Vincent’in elinin kımıldadığını gördüğümde duraksadım. “Siktir, uyan artık!” Birden, neredeyse mekanik bir şekilde doğrulduğunda başı hala önündeydi. Harzem de duraksamış ona bakıyordu ama ikimiz de Vincent’in bilinçsiz olduğunu çok net görebiliyorduk. Kırık kolu yanında sarkarken iblis onu fark etti, aslında herkes fark etti. Birden Vincent’in bedeninden karanlık fışkırdı. Bütün bedeni, duman salan bir yangın gibi tekinsiz bir karanlık saldı. Sanki bir patlamaydı, öylesine güçlü bir etkisi vardı ki her yer geceye döndü. “Sonunda heyecanlı bir şeyler,” diye mırıldandı Harzem yanımdan. İblisin kükremesi duyuldu, ateşi etrafını aydınlatmak için kullanıyordu ama o ışıkta başka bir şey gördüm. Çok karanlık bir şey. Korkan ya da ürken bir tip değildim, öyle birisi olsaydım babamın adına saygısızlık etmiş olurdum ama karanlıkta gördüğüm, geceden daha karanlık o şey bedenimi alarma geçirdi. Sanki evrendeki en tehlikeli şeyle karşı karşıyaymışım gibi hissettim. İçgüdüleri benimki kadar kuvvetli olan Harzem de benimle aynı şeyi hissetmiş olacak ki yanıma doğru adımladı ve herhangi bir saldırıya hazırlanırcasına benden bir adım öne çıktı. Evet, benden büyük olduğu için beni koruması gerektiğine inanıyordu, hem de her zaman. Gözlerimi o ışıkta hareket eden adamdan ayırmadım. Kılıcını çektiğini gördüm, kılıcı alevde parlamasaydı bu karanlıkta asla göremezdim. Hemen ardından kayboldu ve kulakları sağır eden bir haykırış duyuldu. İblisten geldiğinde emin olduğum bu sesin ardından Harzem güldü, onun için her şey eğlenceydi. Hoş, ne zaman ciddi olacağı da belli olmazdı. “Demek alfa ruhu bu ha?” diye mırıldandı kendi kendine. Karanlık patladığı hızda Vincent’in içine doğru çekildiğinde son anda ona dönen savaşçıyı gördüm. Bu onun ruhuydu, karanlık ama bir o kadar da parlak şövalye ruhu. Asla vazgeçmeyen savaşçı alfa ruhu. Gücünün gerçek bir örneği. Kim bilir o karanlığın içinde neler saklıyordu da bilinci yerindeyken gücü açığa çıkmıyordu. İkindi güneşi kendini yeniden gösterdiğinde bütün zayiat da açığa çıktı. Sik…