Şafağın Gardiyanları

Bölüm 42: Gölgelerdeki Ayin

Yazar:

Şafağın Gardiyanları - Şeydanur İpek kitap kapağı
Şafağın Gardiyanları kitap kapağı

✨Bölüm 42: Gölgelerdeki Ayin✨ Caleb Nightshade: Babamın öldüğü gün doğmuştum. Annem o kadar üzülmüştü ki sancıları çok erkenden başlamış ve ben dünyaya gelmişim. Doğduğum gün hayata bir sıfır geriden başladığımı biliyordum. Güçlü prenslerini ve alfalarını kaybeden kraliyetin onun için yas tutacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Babamın alfa olması dengeleri o kadar değiştiriyordu ki tahta çıkış sırası bile bozuluyordu. Silsilenin etkilenmeyecek olmasından memnun halde kuzenim tahta geçti ve bizi de kendi mülkümüze terk ettiler. Bir alfa olarak doğmadım, kâse benim bir sigma olduğumu söyledi ancak Vincent’in babası Zade amca güç değerlerimin babamınki ile eşdeğer olduğunu söyledi. Bu sadece benim için söylenmiş bir söz değildi, bir şekilde yeni nesil sigmalar bir önceki nesil alfalarla aynı değerlere sahipti. Buna Meline, Sebastian, Arthur, Marcus ve Mavros da dahildi. İşte böylece gücümü kanıtlamış oldum ancak kraliyette gözüm yoktu. Sevgili annemin isteklerinin aksine ben sahada olmak, savaşmak ve kraliyeti değil kıtayı kurtartmak istiyordum. Silsileden bahsediyorsak o zaman babamın görevi de bana geçmeliydi. Onun hayalini kurduğu, uğruna canını verdiği hedefi ben gerçekleştirmeliydim. Bu benim gerçek mirasımdı. Hayatım bunun üzerine kuruluydu. Bir komutan olacak, her zaman daha iyisi olmak için çabalayacak, alfamla sırt sırta savaşacak ve zafer bizim olduğunda ölene kadar eğlenecek, en güzel kadınla düşüp kalkacak ve galibiyetin zaferini sürecektim. Larissa ile tanışana kadar böyleydi. Ben vampir değildim ama Lisa’yı gördüğüm an benim de kalbim hükmünü vermişti. Artık düzenim, hayatım, hedeflerim onun da dahil olduğu, hatta çoğu zaman başrol olduğu senaryolara dayanıyordu. Birden en değerlim oluvermişti. Nasıl olduğunu bile bilmiyordum, beni büyülemiş miydi? Ben bir büyü ustasıydım, büyünün kokusunu binlerce metre öteden alırdım, bu bir büyü olamazdı. Bu kaderdi. Acaba şimdi ne yapıyordu? Beni göndermeyi hiç istememişti. Muhtemelen su yılanı bu aptal piçin beni öldüreceğinden endişe ediyordu. Annesine gösterdiği takıntıdan sonra aynı takıntıyı Lisa’ya göstermesi de muhtemeldi. Orospu çocuğu. Onun derisi yüzecektim. Sıkıntıyla iç geçirdim, küçük sevgilimin canını sıkan bu piçi yok ettiğimde rahatlayacaktım. “Kaptan.” Bir asker yanımda durarak selam verdiğinde dalgınlığımdan sıyrılarak ona baktım. “Ateşin başına gelmek istemez misiniz?” diye sordu hayranlıkla bakan gözlerle. Vincent’e bu şekilde bakılmasına alışkındım ancak bazen askerler, benden kaç yaş büyük olurlarla olsunlar bana bu şekilde baktıklarında sorumluluklarımın büyüdüğünü hissediyor ve Vincent’i daha iyi anlıyordum. “Ateş mi yaktınız?” diye sordum oturduğum ağaç köklerinin üzerinden kalkarak. “Büyük bir şey değil, Kaptan Bane sorun olmayacağınız söyledi.” Omzunu silkti. “Senin adın Esme olmalı,” dedim ellerimi arkamda bağlayarak ateşe doğru yürürken. “Evet efendim,” dedi gülümseyerek. O da hemen yanımda yürüyordu ama yüzündeki ifadeye bakılırsa adının bilinmesinden son derece gururluydu. “Bir betasın Esme, doğru mu?” Başını salladı. “Evet efendim, bir beta olarak en iyi şekilde hizmet etmeye çalışıyorum.” “Cesur bir askersin,” dedim gözlerine bakarak. “Gelmeden önce ekipteki herkesin dosyasına baktım. Keşfe en çok çıkan, görevlere en çok katılan ve devriyelerde en önde yer alan kişi sensin bütün ekip içerisinde. Kendinle gurur duymalısın.” Esme utangaç bir şekilde gülümsedi. “Teşekkür ederim efendim,” dedi usulca. “Sadece alfama iyi hizmet etmeye ve oğluma iyi bir örnek olmaya çalışıyorum.” “Ah, demek bir oğlun var,” dedim ateşin başına geldiğimizde. “Çok genç anne olmuşsun.” Esme omuzlarını silkti, bu kadar askeri faaliyete rağmen birazcık çelimsizdi ancak hız ve görünmezlik onun asıl yeteneğiydi. Yorgunluk çizgileri nazik gülümsemeleri ile belirginleşirken çocuğundan bahsetmemizle yüzünde derin bir şefkat belirdi. “Evet ama bu benim hayalimdi,” dedi hevesle. “Hep kendi ailemi kurmak istemiştim, doğru adamı bulunca beklemedim.” “Oğlun kaç yaşında?” diye sordum…

Bölümün tamamını WritePad'de oku