Şafağın Gardiyanları

Bölüm 40: İhanet

Yazar:

Şafağın Gardiyanları - Şeydanur İpek kitap kapağı
Şafağın Gardiyanları kitap kapağı

✨Bölüm 40: İhanet✨ Amber Shadow: Rahat bir yaşam sürme umutlarım hayatta kalma dürtüsüne dönüşmüştü. Burnumun ucundan damlayan teri silerken nefes nefese karşımda duran Arthur’a baktım. Son üç gündür en nefret ettiğim kişiler listesine birincisi sıradan giriş yapmıştı. Benim iyiliğimi düşündüğünü biliyordum, bilhassa üzerimde beni bağlayan bir büyü olduğunu öğrenmek onu epey endişelendirmişti. Endişelerinin bana dönüş şekli ise son derece yorucuydu. Birkaç gün önce gelip beni bireysel olarak eğiteceğini, tatilin benim için artık söz konusu olmadığını söylemişti. Başta bunu reddetsem de beni nelerin beklediğinin belirsizliği ikna olmamı sağlamıştı. Ve Arthur canıma okuyordu. Buradaki sigmaların çok iyi dövüştüğünü biliyordum, üst sınıflar bizden çok daha iyiydi ama Arthur çok başka bir seviyeydi. Kelimenin tam anlamıyla her şey burnumdan gelmişti. “Hadi Amber,” dedi eğilerek bir kez daha pozisyon aldığında. “Kafanı topla.” “Sikeyim, nefesimi götümden alıyorum! Birazcık mola veremez miyiz?” dedim öne eğilerek avuçlarımı dizlerime yasladığımda. Nefes almaya çalışıyordum çünkü kalbim o kadar hızlı atıyordu ki kulaklarımda hissettiğim nabzım yüzünden sağır olmuş gibiydim. Yutkundum ve daha sesli biçimde nefes almaya devam ettim. “Hanım evladı,” diye söyledi Arthur. Elimi kaldırıp ona hareket çektim. Her yerim acıyordu, acımak ne kelime bütün kaslarım çözülüyordu sanki. Her hamlemde yırtılıyormuş gibi ağrıyorlardı. “Çok az kaldı,” dedi omzuma vurduğunda. “Bir tur daha yapalım, seni bırakacağım.” Doğrulurken derin bir nefes daha aldım ve yumruklarımı sıktım. Pozisyonumu alırken karnımı da yumruklarım gibi sıktım, benim olayım sadece hızımda değil aynı zamanda gücümdeydi de. Genetiğimden kaynaklı olarak çok daha hızlı kas kütlesi kazanmıştım, bu da beni diğerlerinden ayırıyordu. Burada antrenman yaparken bizi izleyen gözlerin farkındaydım ama onları görecek halde değildim. Akademide çok fazla kişi kalmamıştı ama kalanların belli bir kısmı da günlük rutinleri için buraya geliyorlardı, her bir yüzle sık sık karşılaşıyorduk. Beni izleme şekilleri en kibar tabiriyle huzursuz ediciydi. Bir omeganın bu kadar iyi olmayacağını söyleyen yorumları da öyle. Yarım saat kadar sonra Arthur’un elinden kurtulabilmiştim. İlk işim kendimi duşlara atmak oldu. Saat sabahın dokuzuydu ve önce Lisa’nın yanına uğramam gerekiyordu. Bugün Caleb ve ekip, Desmond’un önderlik ettiği araştırma görevi için çıkıyorlardı. Lisa o kadar gergindi ki son günlerde kendinde bile değildi. Durumu Caleb’e anlatmaktan da çekiniyor, bilemiyorum belki de utanıyordu. Ben duşlardan çıkıp da yatakhaneye girdiğimde kimseler görünmüyordu. Hızlıca üzerime ince bir kazakla cepli bir kamuflaj pantolon giydim. Yılın kış dönemine giriyorduk, hoş, yarıktan gelen dalgalara göre her an güneş de açabilirdi ama bugün sabah fena esiyordu, akademinin duvarları bile buz kesmişti. Kar bekleniyordu. Kuruttuğum saçlarımı kulaklarımın arkasına doğru ittim ve yatakhaneden çıkmak için kapıya yöneldim ama kapıyı açar açmaz burnumun ucunda bulduğum kişi Caleb’ten başkası değildi. Üstelik hiç görmediğim kadar da öfkeliydi. “Caleb?” “Konuşmamız lazım Amber.” Omzumun üzerinde boş yatakhaneye bakındı. “İçeride kimse var mı?” “Hayır, gel.” Kapıyı tamamen açarak onu içeri aldım. Gergin omuzlarına, ateş gibi yanan gözlerine bakarken bir şeylerin ters gittiğini anlamak için kâhin olmaya gerek yoktu. “Araştırma ekibi geldi mi?” diye sordum kapıyı kapatırken. “Geldi.” Ellerini beline koyarken başını salladı. “Desmond, binbaşının yanına çıktı, güzergahı ve planı onunla paylaştıktan sonra binbaşı onay verecek ve çıkacağız.” Gözleri bana döndüğünde öfkeyle nefeslendiğini fark ettim. Neler oluyordu? “Bir sorun mu var?” diye sordum karşı karşıya durduğumuzda. “Var tabii, senden duymayı bekliyorum.” Yutkundum. “Neyi duymayı bekliyorsun?” “Lisa sana söyleyemedi ama o orospu çocuğu ona çok zarar verdi, elinde fırsat varken onu öldür demeni bekliyorum Amber!” diye bağırdığında gözlerim irileşti. Biliyordu. “Sen… biliyorsu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku