Şafağın Gardiyanları

Bölüm 38: Kalbin Hükmü

Yazar:

Şafağın Gardiyanları - Şeydanur İpek kitap kapağı
Şafağın Gardiyanları kitap kapağı

✨Bölüm 38: Kalbin Hükmü✨ Sebastian Grantham: İnsan kendi kıyametini kendi elleriyle hazırlıyordu. Babam ve annem öldüğünde, onların ölümünden kendime çıkarttığım ders bu olmuştu. Babam her zaman zeki bir çocuk olduğumu söylerdi. Onu haksız çıkartmamak için elimden geleni yapmaya çalıştım, hala da çabalıyorum. Ancak kişinin zekasını gölgeleyen yegâne şeyin kalbi olduğunu öğrenmemiştim. Oysa daha ufak bir çocukken, peşinde koşturup sürekli kıçını kurtardığım huysuz bir kız yüzünden yorgun düştüğüm akşam sormuştum. Annem babama sarılıyor ve ona çok âşık olduğunu fısıldarken odadaki kısık ışıkların gölgesinde yarı sarhoş halde, hem de müziksiz dans ediyorlardı. Uykuya dalmak üzereydim, gözlerim yarı yarıya kapalıydı ama annemle babamı böyle mutlu izlemeyi çok sevdiğimden uykuya direniyordum. Kendi aralarında gülerek, dans ederek fısıldaşmalarını izlerken sordum. “Âşık olmak nasıl bir şey baba?” dedim yanağımı yumruğuma yasladığımda. Babam ve annem bana döndüler. Annem kısık bir sesle gülerken bana annemin sırtını göğsüne yaslayarak ona sarıldı. “Bunu anlayabileceğini sanmıyorum evlat,” dedi, ilk defa. “Ama sen her zaman çok zeki olduğumu söylersin,” dedim gözlerim tamamen açıldığında, bundan hiç hoşlanmamıştım. “Anlatırsan anlarım.” “Bu zekanla anlayabileceğin bir şey değil,” dedi başını iki yana salladığında. “Bunu ancak kalbinle anlarsın.” Gözlerimi devirdim. “Kalp anlayabilen bir organ değildir baba,” dediğimde annem güldü. Anneme aldırmadım. “Beynimizle anlarız, ben de çok zeki olduğum için anlattığında anlayacağım.” “Peki,” dedi annem araya girerek. “Hani senin odanda böcek koleksiyonun var ya,” dediğinde hızlıca başımı salladım. Onları çok seviyordum, tam yetmiş sekiz tane farklı böcek çeşidi toplamıştım, hem de iki yılda. “Onu birisine vermek ister misin?” Kaşlarım hızla çatıldı. “Hayır.” “O zaman bir kısmını ver.” “Hayır, dedim,” diye çıkıştım daha sert bir tınıda. “Asla vermem, onların hepsi benim! Ben çok uğraştım onları toplamak için!” “Beatrice’ye bile mi?” dedi babam genişçe gülümsediğinde. Kollarımı göğsümde kavuşturdum. “O salak kıza hiçbir şey vermem.” O kız sürekli saçma sapan şeyler yapıp kendini yaralamanın bir yolunu buluyordu. Eğer ben babamın dediği kadar zekiysem, o kız da benim tam zıddım kadar salaktı. “Âşık olduğunda,” dedi annem gülümseyerek. “O koleksiyonu âşık olduğun kıza vermek isteyeceksin. İşte âşık olmak böyle bir şey.” “Çok saçmaymış,” demiştim oturduğum yerde biraz daha yayılarak gözlerimi yumduğumda. “Bunu asla yapmam.” Onlar gülüşerek dans etmeye ve fısıldaşmaya kaldıkları yerden devam ettiler, ben de uykuya daldım. Tamam , diye düşündüm annemlere söylemesem de. Belki bir tanesini verirdim ama sadece bir tanesini. En sevmediğim küçük kabuklu böceklerden o da. Şimdi boğazımda ciddi bir ağrı hissederken annemlerin dans ettiği ve mutlu oldukları o zamanları anımsıyordum. İyi ya da kötü onları ne zaman hatırlasam vahşet ve kana susamışlıkla dolu kalbimin acıdığını hissediyordum. Hatıralar da karanlık gibi üzerimden ve bilincimden çekildiğinde gözlerim açıldı. Etrafımda bir yığın curcuna vardı ama hiçbirini duymak ya da görmek istemiyordum. Gözlerimi bana bakan yüzler arasında gezdirdiğimde onu göremedim. Vanya neden burada değildi? “Sebastian.” Bakışlarım Vincent’in yüzünü bulduğunda hem alfam hem de arkadaşım olan adamın yüzündeki endişeyi gördüm. “Nasıl hissediyorsun?” Ağzımı ilk açtığımda konuşamadım, boğazımdan bir hırıltı döküldü. Bu esnada yattığım yerde doğruldum, uzun zamandır bu kadar zayıf düşmemiştim. Avlanmam gerekiyordu. “Biraz ağırdan al Sebastian,” dedi Meri koluma uzandığında. “Şimdi sana damardan kan vereceğim.” Kolumun delindiğini hissettim ama aldırmadım. Zihnimde bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum, bazı parçalar yoktu. “Dikişlerin çok hızlı iyileşti, muhteşem bir bağışıklığın var.” Bana tebessüm etti. “Konuşmayı dener misin?” Elim boğazıma uzandı. Oradaki kırışık, yamuk dikiş izlerini anında hissettim. Boğazım… Anılar birden zihnime çullandı. O piç Noah’ı, yaptıklarını,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku