Şafağın Gardiyanları

Bölüm 36: Hayaletlerin Gölgesi

Yazar:

Şafağın Gardiyanları - Şeydanur İpek kitap kapağı
Şafağın Gardiyanları kitap kapağı

✨Bölüm 36: Hayaletlerin Gölgesi✨ Amber Shadow: Arkada bıraktığım hayattan daha korkunç olamayacağını düşünerek akademiye gelmek, yağmurdan kaçarken doluya tutulmakla aynı şeydi. Eskiden olsa tek derdim uyuyacak bir yer ve karnımı doyuracak bir parça ekmek bulmak gibi şeylerdi. Şimdi ise Vanya’nın nerede olduğunu, benimle konuşan iblisin derdinin ne olduğunu, Lisa’nın krizleri atlatmayı başarıp başaramayacağını düşünmek zorundaydım. Dahası akademide bir böcek vardı, ben bir Athera soylusuydum ama güçlerimi kullanamıyor olmam bile bir muammaydı. Her şey kocaman, devasa bir kördüğümdü. Beynim patlayacakmış gibi hissediyordum. Bunun sebebi kafama aldığım darbenin hala acıtıyor olması da olabilirdi. Derin bir nefes alarak önünde durduğum lavabonun kenarlarını kavradım. Aynadaki aksime bakmadan zihnimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Yorgunluk sadece bedensel değil, daha ağır bir biçimde zihinseldi. Buradan kaçıp kurtulmak istiyordum ama elimden gelen tek şey devam etmekti. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra hazırlandım, güneş doğmuştu ama gün doğmuş gibi hissettirmiyordu. Kim bilir bugün hangi kabuslarımın temeli atılacaktı bu taş duvarların arasında. Eminim kim Vincent’in de beni duygusal olarak dağıtacak birkaç numarası daha olacaktı. Bir de sinirlerimi ona karşı koymak için hazırlamak zorundaydım. Tıpkı ben de Vincent gibi hayatta kalma içgüdüsü ile yemek yiyen birisi olduğumdan dün geceki felaketlere rağmen kahvaltı etmek için önce yemekhaneye gittim. Kimseyle göz teması bile kurmadan yemeğimi yedim ve Arthur’u bulmak için hızlıca ayrıldım. “Bir de altın saçlı bir oğlan vardı,” demişti iblis efendisi. “Onun ışığı şekillendirdiğini görmüştüm. O bizi anlıyordu aslında. Demek ki o bir safkan.” O bizi anlıyordu, dediğine göre daha önce Arthur ile görüşmüş olma ihtimali var mıydı? Sorularımı sorabilmek için sigmaların yatakhanesine çıktım ve sessizliğin hâkim olduğu yatakhanede odasının kapısını usulca çalarak içeri girdim. Bu esnada Arthur da yüzünü kurulayarak odasının banyosundan çıkıyordu. Beni görünce gülümsedi. “Günaydın prenses,” dedi havluyu sandalyesinin arkasına atarken. “Bir iblis efendisi benimle konuştu,” dedim giriş yapma nezaketini atlayarak. Arthur donup kaldı. “Ne?” “Benim yanıma geldi.” Ona doğru yürüdüm ve tıpkı iblis efendisinin bana yaklaştığı kadar yaklaştım. “Böyleydi, burnumun ucuna kadar girdi ve saçma sapan bir şeyler söyledi.” Yutkundum, dün geceki korku kemiklerimde uyandı. “O bir mavi kan olduğunu söyledi ve sanki…” Yüzümün gerildiğini hisettim. “O sanki tanrıçalarla konuşuyordu.” Arthur gözlerimi yumarak iç geçirdi. “Genç bir iblis efendisi miydi?” dedi sadece. Yutkundum. “Genç görünüyordu,” diye mırıldandım ifadesini şüpheyle süzerken. Arthur gözlerini açıp ilk defa derin bir yorgunlukla gölgelendiğine şahit olduğum parlak gözleriyle baktı bana. “Harzem Balthazar başına buyruk piçin tekidir,” diye homurdandığında dudaklarım aralandı. Öyle ki şaşkınlıktan nutkum tutulmuştu. “Sen…” Konuşamadım, hayatımda ilk defa şaşkınlıktan kekeliyordum. “Onu… O aslında…” “Evet,” dedi başını sallayarak. “Onu tanıyorum, sadece ben değil hattın ileri gelenlerinden pek çok subay onu mutlaka görmüştür. Bizim dilimizi bilen nadir iblis efendilerinden birisi. Dünkü saldırıyı onun düzenlemesi de beni hiç şaşırtmadı,” diye homurdandı dolabına yöneldiğinde. “Balthazar,” diye mırıldandım. “O, Vega’nın…” “Hayır,” dedi beni yine anlayarak. “O Vega’nın kuzeni. Babası, lordun kardeşi. Balthazar onların soyadı. Ama,” dedi kendine bir tişört çekerek bana döndüğünde. “Generalin yerine onun geçeceği düşünülüyor.” İç geçirdi. “İşte o zamanlar tanrıçalar bize yardım etsin, Harzem, Vega’nın babası kadar mantıklı bir adam değildir. Ön hatlarda sık sık karşıya geliyoruz.” “Sen bütün bunları nereden biliyorsun?” dedim şaşkınlıkla. “Sence Harzem sana neden zarar vermedi?” diye sordu o da bana. Duraksadım. “Bilmiyorum.” “Athera soyundan gelenler evren sınırında yaşayan bilge kişiler olduğundan, tanrıçalar onlara iki evreni de anlama yetisi bahşetmişt…

Bölümün tamamını WritePad'de oku