Bölüm 35: Kader ve Düğüm
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 35: Kader ve Düğüm İmparatorluğun yüksek duvarlarının arkasında fedakâr bir yürek, cesur bir şövalye ve isyankâr bir kadın vardı. Şimdilik hiçbirinin birbirinden haberi yoktu. İşte bu imparatorluk sarayının karanlık koridorlarında yürüyen adam, ellerini arkasında bağlamış sakince ilerliyordu. Hedefindeki kişi belliydi. Kapının önünde kimse olmadığından kapıyı çaldı ve prensesin yatak odasına girdi. İblis prenses yatağın kenarında oturmuş saçlarını taramaktaydı. Karşısındaki adamı gördüğünde duraksadı ve tarağını usulca yanına bıraktı. “Bu saatte burada ne işiniz var?” dedi ayağa kalktığında. Karşısındaki uzun adam daha önce, burada sıkça gördüğü yüzlerden birisiydi. “Seninle konuşmak için geldim,” dedi adam kapıyı arkasından usulca kapatırken. Vega gerildi, endişeyle geriye doğru bir adım attı. “Be- Beni öldürecek misiniz?” diye kekeledi. “Bunu yapamazsınız, ben… Ben Balzatar’ın…” “Evet, evet.” Başını sallayarak onun sözünü kesti. “Biliyorum, sen Balzatar’ın kızısın.” Gülümsedi. “Tapınaktaki bütün kızlar, onun çocuklarıdır zaten,” dediğinde Vega’nın yüzündeki bütün kan çekildi, endişe içinde cehennem ateşi gibi körüklenirken kendini olası bir savaş için hazırladı. Çünkü kararlıydı. Yapmak için geldiği şeyi yerine getirmeden babasına geri dönmeyecekti. “Sen…” Parmağını kaldırdığında adam ona doğru yaklaşmaya başlamıştı. “Sen,” dedi bir kez daha yutkunarak. “Bunu nereden biliyorsun?” “Asıl soru bu değil tatlım,” dedi adam onun dibinde durduğunda, Vega’nın titreyen parmağı onun göğsüne dokunuyordu. “Asıl soru şu, sen benim kim olduğumu bilmiyor musun?” Karşısında duran adama dikkatle baktı, onu daha önce gördüyse mutlaka hatırlatacağını düşünüyordu ama ne kadar bakarsa baksın onu tanıyamamıştı. “Kimsiniz?” dedi en nihayetinde. Adam kaşlarını kaldırdı. “Tapınaktaki tek erkek çocuğun unutulmayacağını düşünmüştüm,” dediğinde Vega’nın yüzünde beliren şaşkınlığın yanı sıra onun kim olduğunu da anlamasıyla hızla dizlerinin üzerine çöktü. “Bağışlayın efendim,” dedi başını öne doğru eğdiğinde. “Bağışlayın, ben sizin burada olduğunuzu bilmiyordum.” Adam usulca gülümsedi. “Sorun değil, kalk ayağa.” Vega’ya elini uzattığında genç kadın nazikçe onun elini tuttu ve titreyen bacakları üzerinde yükseldi. Karşısında, Alistair Oberon Balthazar’ın tek ve gerçek oğlu duruyordu. Kendisi gibi manevi bir evlat olmaktan çok öteydi. “Hiç ilerleme kaydedemedik,” dedi ellerini arkasında bağlayarak odanın içinde gezinmeye başladığında. “En azından senin açından.” “Ben…” Yutkundu. “Ben üzgünüm. Ne yapacağımı bilemiyorum, kızla karşılaşmayı umuyordum ama bir daha göremedim onu. Daha da ötesi, emin bile olamadım.” “Kimden bahsediyorsun?” dedi adam ona döndüğünde. “Şu siyah saçlı, altın gözlü kızdan,” dedi Vega. “Onu gördünüz mü, bilmiyorum ama…” “Gördüm.” Başını salladı. “Ve o kız. Doğru tespit etmişsin, nasıl anladın?” dedi kaşlarını merakla çattığında. Vega ellerini önünde bağlayarak onun bakışları karşısında gerilmemeye çalıştı. Efendi Balthazar’ın oğlu aslında hoş birisiydi ama yeri geldiğinde çok acımasız olmasıyla da tanınırdı. “Eski bir şarkıyı mırıldanıyordum,” dedi usulca. “Ve bana bakışından anladım, beni dinliyordu. Sanki şarkıyı anlıyordu, bizim dilimizi anladığını öyle fark ettim.” “Amber,” dedi adam usulca. “Amber?” “Adı Amber.” “Ah,” başını salladı. “Anlıyorum.” Telaşla ekledi. “Elimden gelen en kısa sürede ona ulaşmaya çalışacağım efendim. Merak etmeyin.” “Sakın ona zarar verme,” dedi kılıçtan keskin bir sesle. “Görevini biliyorsun, yapman gerekeni yap. Bir hata yaptığında sadece Balthazar’ı ve onun sevgili eşini değil, tanrıçaları da kızdırmış olursun. Ölüm yatağında bile huzur bulamazsın, biliyorsun.” “Bana güvenin efendim,” dedi Vega hafifçe eğildiğinde. “Öğretilerimin dışına çıkmayacağım.” Adam ona doğru yürüdü, tam dibinde durdu ve usulca saçlarını okşadı. “Teşekkürler Iris,” dedi ona gerçek adıyla hitap ederek. “Diyarımız sana minnettar kalacak ve cesaretini her zaman hatırlayacak.” Genç kadının gözleri dolsa da onun şefkatli dok…